Türk milliyetçiliğinin her geçen gün daha da ivmelenen yükselişi, toplumun tüm kesimlerinde yankı buldu. Beğenenler de beğenmeyenler de bu gerçeği kabul ediyor.
Öte yandan mesele şu ki, milliyetçilikle ırkçılığı birbirine karıştıranlara bunun aynı şey olmadığını anlatmak gerekiyor. Tam da burada Temiz Türkler’in rolü belirginleşiyor. Zira Türk milliyetçiliği, kimi dönemlerde el üstünde tutulan, kimi dönemlerde ise ötekileştirilen bir olgu oldu. Temiz Türkler, bu ikili duruma bir tanım getirerek misyon üstlendi. Bu tanım, ideolojinin sınırlarını aşarak toplumsal yaşamın içinde görünür hâle geldi.
Sosyal yaşamdan ekonomiye, ideolojiden devlet hiyerarşisine uzanan geniş bir yelpazede yapılan bu tanımlar, aslında özlenen ve kendi kendini yönetme heyecanını yeniden hatırlatan bir sözlük işlevi görüyor.
Sosyal yaşamdan, ekonomiye ideolojiden, devlet hiyerarşisine geniş bir yelpazede sunulan bu tanımlar gerçekten özlenen ve kendi kendini yönetme biçimini hayata geçirme heyecanını bizlere sunan bir sözlük oldu. Örneğin, Temiz Türkler’in sözlüğünde “devlet bakanı”, “Cumhurbaşkanı tarafından atanan, kendi iradesi bulunmayan, yukarıdan gelen kararları uygulamakla yükümlü üst düzey devlet sekreteri” olarak tanımlanıyor. Bu sözlükteki karşılıklar, iktidar mahfilleri tarafından rahatsız edici bulunabilir; fakat toplumun büyük çoğunluğu, bu tanımların gerçekleri yansıttığını biliyor. Bu ucube sistemde milletin seçtiği vekilin görevi, el kaldırıp indirmekten ve bu hareketle asgari düzeyde kalori harcamaktan öteye geçemiyor. İşte bu sebeple, koltuk kaygısıyla partiler arasında dolaşabiliyor; üstelik kendisine oy verenleri, yani “ideolojisine yakın” seçmenini yok hükmünde görüyor. Temiz Türkler, ahlaklı duruştan sapmadan tüm bu siyasi şarlatanlıklara tepki gösteriyor.
Geleceğini Öz Vatanında Arayanlar
Temiz Türkler, hayatını dürüstlük üzerine inşa edenlerdir. Vergisini öder, suça bulaşmaz, geleceğini vatanında arar. Yaşı, kimliği ve inancı onlar için bir ayrım sebebi değildir. Çünkü onlar için aslolan, kimsenin hakkını yemeden yaşamanın erdemidir.
Bir düşünün; alacağınız arabanın bedelinin dörtte üçünü devlet vergi olarak almayacak. İstediğiniz ülkeye vizesiz gidebileceksiniz. Ev sahibi olmak, imkânsız bir hayal değil, doğal bir durum sayılacak. Emek verdiğiniz projeler, ithal akıllara değil, kendi ülkenizin vicdanına ve iradesinde hak ettiği değeri bulacak. Temiz Türkler’in iktidarında, bugün hayal gibi görünenler yarının normali olacak. Temiz Türkler için iktidar, sandıktaki çoğunluk değil; toplumsal vicdandaki üstünlüktür.
Akıl ve Adaletin Cumhuriyetine Dek
Türk gençleri bu oluşumun omurgasıdır; geleceğimiz de onlardır. Biz Türk milliyetçileri, ülkesinin kahrını çekmeye razı olanlarız, her türlü gelecek hayalini kendi topraklarında görenleriz. İşte bu yüzden şartlar ne olursa olsun, mücadelemiz akıl ve adaletle yönetilen bir cumhuriyete dek Türk gençlerinin öncülüğünde sürecek.
Temiz Türkler asla umutsuzluğa kapılmaz, pes etmez. Çünkü başka diyarlara asla tam anlamıyla ait olamayacaklarını, hep yabancı kalacaklarını bilmektedirler. Çünkü kişi, kendi ülkesinde var olamıyorsa gittiği her yerde eksik ve ikinci planda yaşamaya mahkûm olur.
Bu noktada Bahadırhan Dinçaslan’ın yaptığı tespit dikkat çekicidir:
“Dünyanın başka yerinde çok şeyler olabilirdik ama olabileceklere değil, olana odaklanmalıyız.”
Demek ki çözüm, başka ihtimallerde değil; bu vatanda var olanı iyileştirmekte ve geleceği buradan kurmaktadır.



















































































































