Ülke öyle bir hale geldi ki, artık tamamen bir hengâmenin içindeyiz. Ne adım atsak bir duvara çarpıyoruz, ne nefes alsak bir gürültüye karışıyoruz. Bu karmaşa, bu kör dövüşü bizi mecburen başka bir adıma, başka bir yola itiyor.
Bir yanda her geçen gün daha da derinleşen ekonomik buhran, diğer yanda öz benliğimize yönelik bitmek tükenmek bilmez alçak saldırılar… Ekmekten umuda, kimlikten onura kadar her şeyin çürütülmeye çalışıldığı bir dönemde, yaşamak dediğimiz şey artık yalnızca alışkanlıktan ibaret. Fakat yaşamak, teslim olmak değildir; var olmak ancak mücadeleyle mümkündür. Aç da olsak, yorgun da olsak, bu topraklarda onurla ayakta durmanın adıdır mücadele. Ve biz, o onuru korumak için son nefesimize kadar Türk milleti için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bunca zorluğa rağmen “neden ve nasıl devam etmeliyiz?” sorusunun cevabı ise aslında yine bizde saklı. Çünkü büyük Türk milletinin özü, binlerce yıldır yok oluşun eşiğinde yeniden var olmanın hikâyesiyle yoğruldu. Her yıkımın ardından küllerinden doğrulmayı bilen, varlığını her defasında yeniden inşa eden bir milletiz biz.
Türk milleti, yaşama tutunmayı, vatanına bağlılılığı ve vatansız yaşamamayı düstur edinmiş bir millettir. Çünkü biz Türkler için vatan, taşında toprağında geçmişimizin izini, geleceğimizin nefesini taşıyan bir kutsal bir kavram.
İkinci Çözüm Süreci Tiyatrosu
Bahçeli’nin çıkışıyla birlikte ikincisi sahnelenmeye başlanan "çözüm süreci” tiyatrosu artık Türk milletinin tahammül sınırlarını zorluyor. Bizleri, toplum olarak söz konusu tiyatroya karşı tepkimizi daha açık, daha kararlı ve net biçimde göstermeye sevk ediyor. Bunun en belirgin örneğine de geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında hep birlikte şahit olduk.
Tüm baskılara, tehditlere ve yalnızlaştırma çabalarına rağmen 29 vekiliyle kararlılıkla mücadele eden bir İYİ Parti gerçeği Meclis kürsüsünde kendini gösteriyor. Bu durum, Türk milletinin "ikinci çözüm süreci" rezaletine olan gerçek tepkisinin doğrudan tezahürüdür. Satırlarım partizanca bulunabilir, ancak diğer muhalefet partileri de aynı direnci ve mücadeleyi gösterebilseydi, aynı övgüyü onlar için de dile getirmekten çekinmezdim. Ana muhalefet partisi, günübirlik siyaset anlayışına dair en somut örneği teşkil ediyor. Biz Türk milliyetçilerinin sırtını yaslayacağı tek bir güç var ve o güç büyük Türk milletinin bizzat kendisi.
İkincisi sahnelenen bu çözüm süreci tiyatrosunun başından itibaren Meclis çatısı altında İYİ Parti dışındaki tüm siyasi partiler bırakın tepki göstermeyi, bu tiyatroya nasıl katkı sunacaklarını konuşmak için ekran ekran dolaştılar. Çünkü bu tiyatro onların yıllardır aradığı fırsattı; etnik kimlik siyasetine prim kazandıracaktı. Türk milleti ifadesini bilinçli biçimde düzenli olarak dışlayan bu çevreler, tabir-i caizse “mal bulmuş mağribi” gibi sahneye daldılar. Tam bu noktada, Türk milletinin sesi olma sorumluluğunu üstlenen İYİ Parti, sürecin bir “ihanet süreci” olduğunu açıkça dile getirdi ve hiçbir şartta bu oyunun figüranı olmayacağını da net bir tavırla ortaya koydu. Elbette Türk milletinin tepkisi olacaktı; ancak "ihanet süreci"ne yüksek sesle itiraz eden herkes “tutuklama” tehdidiyle susturulmaya çalışıldı.
Bozulan Adalet, Susturulmaya Çalışılan Gerçekler
Bu uğurda adalet terazisi öylesine bozuldu ki, artık gencecik insanlar yalnızca “Türk milliyetçisiyiz” dedikleri için tutuklanıyor, buna karşılık müebbetlik Kürtçü teröristler birbiri ardına tahliye edilirken, terör destekçileri de sokaklarda ellerini kollarını sallayarak dolaşıyordu.
Tüm bu yaşananlar, Türk milletinin vicdanında ve onurunda büyük bir yara açtı ve açmaya devam ediyor. Bu aşamada İYİ Parti bütün varlığıyla, Türk milletinin onurunu koruma görevini üstlendi. Bu tavra diğer milliyetçi partilerden de destek geliyor, ama bu desteğin etkili bir güce dönüşmesi için daha fazlası gerekiyor.
Kendisini Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi olarak tanımlayan, ambleminde “milliyetçilik” ilkesini taşıyan asırlık çınar ise maalesef 90'lı yıllardaki “SHP” rolünü sürdürmeye devam ediyor. O partide artık ne Atatürk’ün idealleri yaşıyor ne de Türk milletinin sesi yankılanıyor.
Gazi Meclis çatısı altındaki “İmralı ulaklarına” ve “teröristbaşı davetçilerine” rağmen Türk milletinin sesi olma kararlılığından asla vazgeçmeyen ve taviz vermeyen bir İYİ Parti var. Şimdi, İYİ Parti’nin kurumsal varlığının değerini bilip, taşın altına elini değil yüreğini koyacak diğer partilere de ihtiyaç var. Kısa vadeli siyasi çıkar ve dar kadroculuk hesapları yapmadan, koltuk kavgası olmadan milletin bekasını önceleyen bir ittifak kurulabildiği takdirde isimler değil, tek ve en kutsal güç olan büyük Türk milleti kazanacaktır.
Satırlarımı, Türk milletinin hafızasında ve kalbinde yer etmiş rahmetli Ozan Arif’in dizeleriyle bitirmek istiyorum:
"İmralı'dan o melun çıkarsa da şaşmayın.
Bunlar onu meclise sokarsa da şaşmayın.
Yakasına madalyada takarsa da şaşmayın.
Şehitlerin öcünü almaktan caydı bunlar,
İhanetin adını açılım koydu bunlar!"



















































































































