Rivayet odur ki yaklaşık 4000 yıl önce Kral Nemrut, Hazret-i İbrahim’i tek tanrıya inandığı için yakmaya karar verir ve büyük bir ateş yakmak için ülkesindeki bütün odunları, ağaçları bir meydana toplatır. Bundan sebep ülkede bir müddet ateş yakacak malzeme bulunamaz ve zaten ateş yakmak da yasaklanmıştır. Bundan habersiz bir avcı vurduğu bir geyikle evine gelir fakat eti pişiremeyeceğini öğrenir, açtır da; avın sağ arka budunu ayırır taşla döverek ezer. Bulgur biber ve tuz katarak yoğurur evin tavanına yapışacak kıvama geldiğinde de afiyetle yer. Göbeklitepe’de yapılan son kazılardaki çalışmalar aksini ispat etmezse işte ilk çiğ köfte budur.
Zamanla tarifinde ufak tefek nüanslar olmuştur ama et, bulgur ve biber değişmez, değişmesi akla dahi gelmez idi. Besleyici bir yiyecek olan çiğ köfte aile ve arkadaş ortamlarında törensel olarak yapılır ve yenirdi. Bu arada hala çok iyi etli çiğ köfte yapılan evler vardır. Çok dengeli bir besin olan ve çiğ köfteyi severek yerken... Şu etle şu bulgurla efendim şu baharatla isotla daha iyi olur diye iddialaşırken… 2004 yılında İzmir’de bir olay oldu ve gazeteler şöyle yazdı: Yaklaşık bir ay önce Nusret Usta isimli çiğ köfteciden çiğ köfte alarak yiyen çok sayıda kişi, 2 ya da 3 hafta sonra rahatsızlanarak hastanelere başvurdu. Şiddetli karın ağrısı, kabakulak hastalığına benzer şekilde kulak altlarının şişmesi, eklem yerlerinde ağrılar ve aşırı halsizlik şeklinde ortaya çıkan rahatsızlık için hastanelere başvuran vatandaşlara öncelikle kabakulak, romatizma, grip ve hatta kanser teşhisleri konuldu. Ancak konulan teşhise göre tedavi gören vatandaşların rahatsızlıklarının devam etmesi sonucu son olarak bazı hastalar Dokuz Eylül Üniversitesi Romatoloji Servisi'ne başvurdu. Burada yapılan tetkiklerde de bir sonuç alınamadı. Bu sırada hastaların kendi aralarında haberleşmesi ile belli bir tarihte adı geçen çiğ köfteciden çiğ köfte yiyenlerin aynı belirtilerle rahatsızlandığı öğrenildi. Bunun üzerine birkaç hastanın kan örnekleri İtalya'da bulunan Trişin Merkezi'ne gönderildi. Bu merkezin yaptığı tetkikler sonucu hastaların kanında genelde yabani domuzların etinden geçen trişin (Trichinella Spiralis) parazitinin bulunduğu ortaya çıktı. Ailesi bu hastalığın pençesinde olan kişilerden biri olan Cüneyt Dayhan, şunları söyledi: ''Aralık ayının 18'inde evimizde misafir ağırladık. Farklı bir şey…
Ve… Binlerce yıl sonra yine aynı coğrafyada yine bir yasak geldi ve çiğ köfteyi etle yapmak yasaklandı. Zaten AB’ye girmek için çiğ etle üretilen yiyecekleri yememiz mümkün olmayacaktı.
Hepimiz çok sevindik, bazı girişimciler hemen her köşeye Nemrut’un Krallığının adını da taşıyan tezgahlar kurdular merkezlerinde imal edilen etsiz fakat AB’ye uygun koruyucular içeren hatta dürüm olarak yenilebilen özü salçalı bulgur olup adı çiğ köfte olan ucuz yiyecekler satmaya başladılar.
Ben bazen ikram edilirse “Etsiz çiğ köfte mi olur?” diye söyleniyor ama yiyorum çünkü biliyorum ki hijyenik olmayan ortamlarda üretilen “etli” çiğ köfte gerçekten zararlı oluyor.
Metaforik olarak anlatmaya çalıştığım aslında Milliyetçiliktir.
Yıllar içinde çok tarifi olmuştur ama bugünkü kadar temel öğelerine dokunulamamıştır. Milliyetçiliğin pazar değeri görülmüş, birçok tüccar ve simsar kafalı siyasetçi eline almış etli etsiz yeni bir şeyler yoğuruyorlar.
Önümüze birçok tarif gelecek evet çok da ciddi hijyen problemi yaşıyoruz, her gün yeni dükkanlar açılıyor açılacak da. Ticareten(!) başarılı olma ihtimalleri de var.
Neticede kanaatim şudur; yağı ve siniri alınmış çiğ et, yöresel bulgur ve acı biberden mamul ki isota itiraz etmem, dost ve arkadaşlarla beraber iyice yoğrulmuş temiz bir Milliyetçiliğe -pardon çiğ köfteye özlem duyuyorum.
Zamanla tarifinde ufak tefek nüanslar olmuştur ama et, bulgur ve biber değişmez, değişmesi akla dahi gelmez idi. Besleyici bir yiyecek olan çiğ köfte aile ve arkadaş ortamlarında törensel olarak yapılır ve yenirdi. Bu arada hala çok iyi etli çiğ köfte yapılan evler vardır. Çok dengeli bir besin olan ve çiğ köfteyi severek yerken... Şu etle şu bulgurla efendim şu baharatla isotla daha iyi olur diye iddialaşırken… 2004 yılında İzmir’de bir olay oldu ve gazeteler şöyle yazdı: Yaklaşık bir ay önce Nusret Usta isimli çiğ köfteciden çiğ köfte alarak yiyen çok sayıda kişi, 2 ya da 3 hafta sonra rahatsızlanarak hastanelere başvurdu. Şiddetli karın ağrısı, kabakulak hastalığına benzer şekilde kulak altlarının şişmesi, eklem yerlerinde ağrılar ve aşırı halsizlik şeklinde ortaya çıkan rahatsızlık için hastanelere başvuran vatandaşlara öncelikle kabakulak, romatizma, grip ve hatta kanser teşhisleri konuldu. Ancak konulan teşhise göre tedavi gören vatandaşların rahatsızlıklarının devam etmesi sonucu son olarak bazı hastalar Dokuz Eylül Üniversitesi Romatoloji Servisi'ne başvurdu. Burada yapılan tetkiklerde de bir sonuç alınamadı. Bu sırada hastaların kendi aralarında haberleşmesi ile belli bir tarihte adı geçen çiğ köfteciden çiğ köfte yiyenlerin aynı belirtilerle rahatsızlandığı öğrenildi. Bunun üzerine birkaç hastanın kan örnekleri İtalya'da bulunan Trişin Merkezi'ne gönderildi. Bu merkezin yaptığı tetkikler sonucu hastaların kanında genelde yabani domuzların etinden geçen trişin (Trichinella Spiralis) parazitinin bulunduğu ortaya çıktı. Ailesi bu hastalığın pençesinde olan kişilerden biri olan Cüneyt Dayhan, şunları söyledi: ''Aralık ayının 18'inde evimizde misafir ağırladık. Farklı bir şey…
Ve… Binlerce yıl sonra yine aynı coğrafyada yine bir yasak geldi ve çiğ köfteyi etle yapmak yasaklandı. Zaten AB’ye girmek için çiğ etle üretilen yiyecekleri yememiz mümkün olmayacaktı.
Hepimiz çok sevindik, bazı girişimciler hemen her köşeye Nemrut’un Krallığının adını da taşıyan tezgahlar kurdular merkezlerinde imal edilen etsiz fakat AB’ye uygun koruyucular içeren hatta dürüm olarak yenilebilen özü salçalı bulgur olup adı çiğ köfte olan ucuz yiyecekler satmaya başladılar.
Ben bazen ikram edilirse “Etsiz çiğ köfte mi olur?” diye söyleniyor ama yiyorum çünkü biliyorum ki hijyenik olmayan ortamlarda üretilen “etli” çiğ köfte gerçekten zararlı oluyor.
Metaforik olarak anlatmaya çalıştığım aslında Milliyetçiliktir.
Yıllar içinde çok tarifi olmuştur ama bugünkü kadar temel öğelerine dokunulamamıştır. Milliyetçiliğin pazar değeri görülmüş, birçok tüccar ve simsar kafalı siyasetçi eline almış etli etsiz yeni bir şeyler yoğuruyorlar.
Önümüze birçok tarif gelecek evet çok da ciddi hijyen problemi yaşıyoruz, her gün yeni dükkanlar açılıyor açılacak da. Ticareten(!) başarılı olma ihtimalleri de var.
Neticede kanaatim şudur; yağı ve siniri alınmış çiğ et, yöresel bulgur ve acı biberden mamul ki isota itiraz etmem, dost ve arkadaşlarla beraber iyice yoğrulmuş temiz bir Milliyetçiliğe -pardon çiğ köfteye özlem duyuyorum.



















































































































