TBMM’de kendimize özgü bir siyasi uygulamayı yıllardır sürdürüyoruz: parti grup toplantıları. Her hafta belirli günlerde —genellikle salı ya da çarşamba— parti liderleri kürsüye çıkar; nadiren kapalı olmakla birlikte çoğu zaman basına açık biçimde, meclis grubuna ama aslında doğrudan kamuoyuna hitap eder.
Bu uygulamanın dünyada bir benzeri var mı diye baktığımızda, eski Baas rejimlerinde şeklen benzeyen bazı örnekler dışında güncel ve işlevsel bir karşılık bulmak zor. Çoğu ülkede parlamenter grupların toplantıları halka ve basına kapalı yapılır; toplantı sonrasında liderler basın açıklamasıyla kamuoyunu bilgilendirir. Birleşik Krallık’ta toplantı halka kapalı lider konuşmaları basına açıktır, Almanya’da fraksiyon toplantıları kapalıdır ve ardından haftalık basın toplantıları yapılır. Latin Amerika’da kısmen açık örnekler görülse de bizdeki kadar gösteriye dönüşmüş bir uygulamaya rastlamak güçtür.
Türkiye’de grup toplantıları, tek partili dönemin kapalı istişare geleneğinden çok partili hayata geçişle birlikte, giderek halka açık birer siyasi gösteriye dönüşmüştür. Bu dönüşümü kabullenmiş görünüyoruz; ancak bunun demokrasiye, medya ilişkisine ve siyasal iletişime etkisini neredeyse hiç tartışmıyoruz.
Zaman zaman liderler arasındaki sert polemikler nedeniyle ilgiyle izlenen bu toplantıların yıldız ismi kuşkusuz MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’dir. Tek taraflı iletişime dayanan, seçmenin ayağına gitmek yerine seçmeni salona çağıran ve haftalık rutinle ilerleyen bu format, Bahçeli’nin siyaset tarzına oldukça uygundur. Israrla sürdürülen bu tercih, zamanla diğer partilerin grup toplantılarını da benzer bir çizgiye çekmiştir.
İktidar partileri başta olmak üzere siyasi liderler, karşılıklı tartışmalardan bilinçli biçimde kaçınıyor; mitingler, sosyal medya ve tek taraflı televizyon programlarını tercih ediyorlar. Oysa özellikle seçim dönemlerinde ABD ve Avrupa’da liderlerin canlı televizyon tartışmalarına katılması köklü bir gelenektir. Türkiye’de ise 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde Kanal D’de yapılan liderler buluşmasından bu yana benzer bir örnek yaşanmadı.
Bu tek yönlü iletişim tarzı, zamanla yankı odaları yaratıyor. Her siyasi görüş kendi seçmenini konsolide ederken, ortak bir kamusal tartışma zemini giderek daralıyor. Demokratik katılım açısından sınırlı katkı sunan grup toplantıları, buna karşılık parti içi hiyerarşi ve disiplinin sergilendiği alanlara dönüşüyor. Taraftarlık duygusunun pekiştiği, beklentilerin tatmin edildiği ve toplumsal kutuplaşmanın derinleştiği bir sahne ortaya çıkıyor.
İktidar açısından bu toplantılar, medya gücü sayesinde propagandanın seçmenin üzerine boca edildiği alanlar oluyor. Muhalefet içinse, tüm medya kısıtlamalarına rağmen sesini duyurabildiği nadir mecralardan biri olma özelliğini hâlâ koruyor. Bu yönüyle grup toplantılarını ciddiye almak muhalefet için kaçınılmazdır.
Ancak mevcut haliyle yasama faaliyetlerine katkısı sınırlı, iktidarın lehine işleyen bu “mini miting” formatının muhalefet lehine dönüştürülmesi mümkündür.
Peki, nasıl?
Öncelikle grup toplantıları sosyal medya ve dijital iletişim araçlarıyla toplumun farklı kesimlerine ulaşacak şekilde yeniden kurgulanmalı; tek taraflı bir hitap olmaktan çıkarılmalıdır. En azından ele alınan ana başlıklardan biri, konunun uzmanı bir milletvekili tarafından somut veriler, belgeler ve açık kaynaklar eşliğinde sunulmalıdır. Toplantının gündemi önceden ilan edilmeli, basına açık ve kapalı bölümler şeklinde yapılandırılmalıdır. Her grup toplantısı aynı zamanda bir “dijital miting” mantığıyla planlanmalı; yalnızca sadık seçmen değil, kararsız kitleler de hedeflenmelidir. Ve her toplantının sonunda mutlaka somut bir siyasal adım —bir kanun teklifi, araştırma önergesi ya da soru önergesi— kamuoyuna açıklanmalıdır.
Böylece grup toplantıları bir öfke boşaltma alanı değil, iktidarın alternatifinin vitrini haline gelebilir. Moral yükselten değil, hesap soran aklın kürsüsü olur. İktidarı savunma pozisyonuna iter.
Ekonomiden hukuka, sosyal politikaların anlatımına kadar donanımlı kadroların görünür olması ise topluma “Bunlar sadece eleştirmiyor, yönetime hazır.” Mesajı verir. Bu yaklaşım parti içi özgüveni ve disiplini artırır; uzun vadede seçimlere giden omurgayı da sağlamlaştırır.
Tv ekranlarına sıkışmış tek taraflı propaganda siyasetinin bitmesi ve bilhassa liderler düzeyinde karşılıklı tartışmalarla vatandaşın tercihine sunulması hem demokrasiye hem çağa daha uygun olacaktır.



















































































































