Sevdiğine sözü olan, kilim dokur idi…
Halk biliminde tamgaların, motiflerin ve renklerin etnik semboller olarak değerlendirildiği malumdur. On binlerce yıldır insan duyguları pek değişmemiştir; değişen şey, bu duyguların ifade edilme biçimleridir. İletişim yollarının sınırlı olduğu dönemlerde insanlar hislerini sembollerle anlatmış, mağara duvarına çizilenler kalıcı olurken ağaca kazınanlar zamanla silinip gitmiştir. Kim bilir hangi materyale işlenen nice duygu, zamana yenik düşerek yok olmuştur.
Halı uzunca bir süredir hayatımızdadır, Pazırık kurganında bulunan ve yaklaşık 2500 yıl önce dokunduğu kabul edilen meşhur Pazırık Halısı günümüze ulaşabilmiştir; fakat o, kendi çağında ne ilk ne de tektir. Halı ve kilimler, iyi korunduklarında uzun süre varlığını sürdürebilen, hâlâ kullanılan ve üretilen sanat eserlerindendir.
Türk halı ve kilim sanatında motifler birer süs unsuru değil, birer anlam taşıyıcısıdır. Elibelinde motifi bereketi ve anaçlığı simgelerken, mavi tonlarda kullanılan göz motifi kötü bakışlara karşı koruma sağlar. Koçboynuzu güç, erkeklik ve cesareti; muska korunmayı; hayat ağacı yer–gök–insan bağlantısını ve soyun devamını ifade eder. Baklava motifi evreni, düzeni ve doğum–ölüm döngüsünü anlatırken; başak rızık ve geçimi, kurt izi ise koruyucu ruhu temsil eder. Bunlar yalnızca birkaç örnektir; Türk halı-kilim sanatındaki sembol dünyası burada sayamayacağımız kadar zengindir.
Günümüzde bildiğimiz Türk halı-kilim sanatı; Orta Asya (Hun–Göktürk), İslam ve Anadolu etkileşimlerinin ardışık ve iç içe geçmiş bir bileşimidir. Ancak bu kadim sanat, 1907–1908 yıllarında İngiliz tüccarlar tarafından İzmir’de kurulan The Oriental Carpet Manufacturers Company (OCM) ile çok önemli bir kırılma yaşamıştır.
OCM, kısa sürede kendi üretim tesislerini ve örgüt ağını kurmuş; 1912 yılına gelindiğinde on binlerce dokumacıyı ve binlerce tezgâhı kendisine bağlamıştır. Tekelci uygulamalarıyla Anadolu halı-kilim üretimini dünya pazarına açmış, ancak bunu yaparken köklü bir dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Zamanla güzelleşen kök boyaların yerini kimyasal boyalar almış; piyasa talepleri doğrultusunda renkler dayatılmış, numune iplikler gönderilerek yerel renk anlayışı ortadan kaldırılmıştır.
OCM yeni motifler icat etmemiştir; ancak mevcut Türk motiflerini sadeleştirmiş, simetrik hale getirmiş ve Batı zevkine uyarlamıştır. Az sembol, çok simetri, açık zemin, tek merkezli madalyon tipi halılar öne çıkarılmış; hayvan figürleri ve yerel semboller geri plana itilmiştir. Bu süreçte motiflerin yerel anlamları silinmiş, Anadolu halısı konuşmayı bırakmıştır. Konya, Sivas ve Uşak halıları birbirine benzer hâle gelmiş; dokuyucu, anlatan değil uygulayan konumuna düşerek işçiye dönüşmüştür. Halı, bu haliyle sanat olmaktan uzaklaştırılmıştır.
OCM’nin motif çalışmalarında kültürel değerlerden ziyade piyasa taleplerini öncelemesi, tasarımcıların dünyanın birçok bölgesinden etnik motif ve figürleri desenlere katmasına yol açmıştır. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Kürtlerin Kızılderililerle akraba olduklarını iddia eden bir paylaşım gördüm. Yıllarca benzer iddiaları dile getiren Türk milliyetçilerine de maruz kaldığımızdan, bu söylem bize yabancı değildir. Her iki iddianın ortak dayanağı ise halı ve kilim motiflerindeki benzerliklerdir. Oysa mesele, 1910–1920 yılları arasında İngilizlerin kurduğu bir şirketin, muhtemelen yirmili yaşlarındaki bir tasarımcısının Bergama’daki ofisinde kitaplar karıştırarak, piyasaya uygun olsun diye uyarladığı motifler üzerinden halk bilimi çıkarımı yapılmasından ibarettir.
Bebek katili Öcalan’ın Devlet Bahçeli’ye Kürt kilimi! dokutup göndermesi, birçok açıdan manidardır. Diplomatik hediyelerde sık tercih edilen hediyenin bir terör örgütü lideri tarafından hükümetle aynı ittifak içinde olan partinin liderine gönderilmesi ve bunun ilan edilmesi ilk olarak hükümete mesajdır diye düşünüyorum. Bahçeli onu Meclis kürsüsünde konuşturamamış olabilir; ancak o, Bahçeli sayesinde şimdi olduğu gibi farklı yollarla konuşmayı sürdürmüştür. En eski iletişim biçimlerinden birini tercih etmesi ise ayrıca dikkat çekicidir.
Hediye edilen bu kilimin motifleri Karabağ kilimlerini andırırken renkleri ise lacivert-kırmızı- bej üçlüsü ile doğu anadoludan ziyade Tebriz-Urumiye çevresi kilimleri gibidir. Motiflerini iyi inceleme şansım olmadı; fakat içinde İngilizlerin ve Amerikalıların icat ettiği motiflerin bolca kullanıldığını tahmin ediyorum. Tabii ki bu kilimin dilini muhatabı daha iyi okumuş olsa gerek.
Binlerce yıllık Türk halı-kilim sanatımızın da alet edildiği bu tiyatronun artık sona ermesini; hukuki ve medeni yolların kullanılarak, öncelikle Kürtlerin bu feodal ve çağdışı yapılardan kurtulmasını diliyorum.
Ayrıca S* motifli günler temenni ediyorum.
* Türk halı-kilim sanatında S motifi, kötülüğü bağlamayı ve sonsuzluğu ifade eder.



















































































































