M. Bahadırhan Dinçaslan
Giriş Tarihi : 12-04-2021 21:49

12 Nisan Şakası(!) ve Mizah Üzerine

Bizim ailede bir espri kalıbı vardır, benim etrafımda döner: Falanca işi neden yapmadığım yahut filanca yemeği neden yemediğim sorulunca, mesela “su içer misin?” denince  “Bizim büyük dedemiz Milli Mücadele’de Atatürk su içmeden su içmemiş. Bu yüzden bize Suiçmezoğulları demişler.” derim. Okuyucu için komik değil, ailem için de katıla katıla gülünecek bir iş değil, ama her defasında hem “bu defa nasıl saçma bir senaryo kuracak?” diye beklentiyle dinlenen, hem de gülümsemeyle karşılanan bir kalıp. (Sonraları öğrendim ki bir dizide bir karakterin de buna benzer bir tür “running gag”ı varmış. Leyla ile Mecnun – İsmail abi karakteri.)

Bu tür iç şakalar aileyi pekiştirir – arkadaş ortamlarında da böyle iç şakalar vardır. Lakaplar, anılar, klişeler; bunların hepsi küçük aidiyet havuzunu pekiştirir “biz” ve “ötekiler” ayrımını belirginleştirir. Sevgili dostum Mustafa’ya “X sek gitmiyor” dediğimde, onun vaktiyle “Türk sek gitmiyor” tespitine gönderme yaptığımı anlayacak ve gülecektir; dünya da ikimizin zihninde “bu şakayı anlayıp gülenler ve gülmeyenler” olarak ikiye ayrılacaktır.

Gülme dediğimiz kavram ve yeti tam olarak bu nedenle evrilmiş olabilir (bu alanda epey ilginç çalışmalara imza atan Gregory A. Bryant’ın çalışmalarını okura önereyim) zira arkadaşlarımızın gülüşüyle yabancıların gülüşünü ayırabiliyor gibiyiz; gülme yeteneğinin bir sözsüz iletişim aracı olarak cemiyet hayatını mümkün kıldığı için evrildiğini varsayabiliriz. Dil yeteneğimiz geliştiğinde, hikayeler anlatmaya başladığımızda sosyal anlamda büyük bir devrim yaşadık: Artık tecrübelerimizi aktarabiliyor, daha iyi organize olabiliyor, daha verimli işler başarabiliyorduk. Bu yönüyle dil yalnızca tecrübeleri dil vasıtasıyla aktarmayı sağlayan işlevi ile katkı sağlamadı, birbirimizle kurduğumuz bağları fiziki temasın kısıtlayıcılığından kurtararak pekiştiren yeni bir işlev de kazandı. Ateş başında bir hikaye anlatan insanı onlarca kişi dinleyebilir. Bu hikayeyi dinleyenler hem anlatıcıyla, hem de dinleyenlerle bir bağ kurarlar.

Hikaye mizah içeriyorsa? Birlikte gülerler: Birlikte gülmek en ciddi ve en sağlam bağları inşa eder. Zira hem yukarıda bahsedilen “aynı hikayeyi dinlemek/bilmek” paydaşlığı kurulmuştur, hem de zihin gerginliğini boşaltan, mutluluk hormonları salgılatan bir eylem paylaşılmıştır. Gıdıklanınca gülmemiz, mesela, acaba dil devrimimiz öncesinde yalnız fiziki temasla bağ kurabilirken, ancak en yakınlarımızın dokunabildiği hassas, zayıf yahut dokunulmaya alışmadık (koltuk altı gibi) bölgelerimizin uyarılmasıyla beynimizin ilkel bölgelerinde bir tatmini tetiklediği için olabilir mi? Bilmiyorum, ama kesin olan bir şey var ki artık dokunarak tatmin etmek yerine şaka yaparak tatmin ediyoruz ve güldüğümüzde hem mutlu oluyoruz, hem bağ kuruyoruz.

En genel haliyle işlevi bu olan mizahın/gülmenin mutlaka çeşitleri vardır. Literatür bu konularda ittifak halinde değil, ancak mesela düşen birine gülmemizin arkasında “benim başıma gelmedi” fikrinin getirdiği rahatlama olabilir. (İlk çağlardan bu yana birçok filozof böyle düşünmüşler.) Çocuğa gülmemizin arkasında bizim o çocuk gibi olmadığımızın, hayatta kalma melekeleriyle donanmış olduğumuzun “farkındalığı” yatıyor olabilir. Bu veçhe üzerine kurulan mizah “durum komedisi”ni teşkil eder, şöyle düşününce mizahın en çirkin yahut en bencil ve iptidai halidir.

Zekice kurgulanmış bir hikayeye yahut keskin bir dönüş içeren anekdota gülmemiz de kendimizle ilgilidir: Kendi zekamızla “çözdüğümüz” şakadan dolayı gururlandığımız için güleriz. Şakayı kurgulayanla aşağı yukarı eşit zekada oluşumuz, önümüze sunulan bir problemi çözecek beceriye sahip oluşumuz bizi rahatlatır. Bu tür mizahta bir de kabul vardır: Durum komedisinin aksine, anlatan ile dinleyen arasında sözlü ve sözsüz iletişim düzlemin “mizah” olduğunu hissettirir. Ya bir komedyeni dinliyorsundur, ya jest ve mimikler mizahi bir içerik paylaşıldığını hissettiriyordur. Şakayı anlatan kendi zekasını sergiler, dinleyen de bu zekanın attığı düğümü çözerek tatmin olur.

Bazen pedagojik yahut didaktik bir işlevden de söz edebiliriz: Masallarda olduğu gibi, fıkraların mutlaka eğitsel bir işlevi vardır. Hayatta karşılaşılabilecek senaryoları güldürerek aktaran fıkra, “başka türlü düşünme” konusunda öğütler de içerir.

Altında yatan evrimsel nedenler ve kökler ne olursa olsun, mizahın hem kişisel hem sosyal sonuçları olduğu hakikat; gülmek bize iyi geliyor ve beraber gülmek bağları pekiştiriyor. Şu halde bu yazının sebebine gelelim: Kara mizah meselesi nedir? Ne kara mizahtır, ne ayıptır, yanlıştır, hatta ahlaksızlıktır?

Bu meseleyi ele alırken mizahın ne idüğü kadar, özel alan-kamusal alan ayrımına da eğilmek gerekiyor. TamgaTürk ofisinde yayın yönetmenimiz Kutalmış Işık’a Kırım Tatarlarıyla -tam olarak, bazı Kırım Tatar liderlerinin ölümleriyle- ilgili “kara mizah” içeren espriler yaparım. Fakat bendeniz Kırım Haber Ajansı’nın yayın yönetmenliğini yaptım, Kutalmış Bey bilir ki Kırım Tatar Milli Mücadelesi benim için azizdir. Yukarıdaki paragraflarda anlatıldığı gibi, ikimiz için de “aziz” olan bir meselenin aslında yorucu ve yoğun giriftliğini hafifletmek için yapılan espriler, Tatar çocuğu Kutalmış’ı üzmez. Ancak böyle bir paylaşımım olmayan, beni tanımayan -ve tanımak zorunda da olmayan- insanlar karşısında bunları söyleseydim tepki alabilirdim.

Kara mizahı “şunun mizahı olmaz, bunun mizahı olmaz” tepkilerinden soyutlamak lazım. Dinin de mizahı olur, cinsiyetin de. Mesela geçenlerde aklıma kazınmış bir tepki paylaşımı vardı: Bir twitter kullanıcısı, aynada kendini olduğundan daha ince gören bir kadın görseli kullanarak “Türkiye’nin hali” yazmıştı. Bir “feminazi” de “kadın bedeni üzerinden espri yapamazsınız!!!” diyerek tepki göstermişti – el cevap, yapılır. İnsanların kutsalları önemli değildir zira neyin kutsal olduğu çok sübjektiftir, hassasiyetler cehennemdir. Bu satırları yazdığım klavyeyi kutsal ilan ettiğimde, kutsalıma saygı adına klavyeyle ilgili espri yapmayacak mıyız? Fakat kutsalları değil, doğrudan bireysel hak ve özgürlükleri hedef alan saldırı/taciz yahut sabık saldırılara/tacizlere/ihlallere övgü anlamına gelebilecek laflar kutsallarımı koruyun pembiş popoluğunun ötesine geçip hukuk alanına girer.

Bu yüzden kara mizah başka – son zamanlardaki en iyi kara mizah örneklerinden biri Pınar Fidan’ın Alevilerle ilgili “bir otele toplayıp yakabilirsin” demesiydi. Şaka Cemevlerine Alevilerden çok saldırganların gittiğini söyleyerek başlıyordu, Alevileri meyhanede bulmanın daha kolay olduğundan bahsediyordu, en son “hepsini bir otele toplayıp yakabilirsin” diyerek Alevilere karşı yapılan saldırıların kolaylığı ve bedel ödetmeyişini kendince kara mizah olarak dile getiriyordu.

Bir komedi merkezinde, özel alan sayılabilecek bir ortamda yapılmış bu şaka kasten umumileştirildi ve kendisi de Alevi olan Pınar Fidan diğer Aleviler tarafından hedefe oturtuldu. Halbuki Pınar Fidan kamusal alanda bir toplumsal yarayı kaşımaya çalışmıyordu – aksine özel alanda gerçekleşmiş bir olayı umumileştirerek sorun yaratanlar tepki gösterenlerdi. Kutalmış’a yaptığım şakayı birinin kaydettiğini düşünün, binlerce insan tepki gösterirdi. Halbuki ben o şakayı özel alanda yaptım, kamusal alanda yapmadım, tepki bu kaydı umumileştirene gösterilmelidir.

Hülasa, sivri mizahla kara mizah farklı şeylerdir ve ikisine de cevaz vardır, ancak ikincisinin özel alanda kalması kaydıyla. Zira kara mizah toplumsal yahut kişisel yaralara dairdir; kollarını kaybeden bir dostun kendisiyle dalga geçebilir, yahut sen onun kollarının olmayışıyla ilgili kara mizah şakaları yapabilirsin, ancak yolda gördüğün bir kolsuza mastürbasyon esprisi yaparsan dayak yersin.

Bu yazıyı yazmama vesile olan mevzuya gelirsek, 12 Nisan diye bir gün uyduran birtakım ergenlerin bu günü tecavüz günü ilan ederek “şaka” yaptıklarını ilan ettiklerini gördüm. Kara mizahın “ideal şartlarda” dahi özel alanda kalması gerektiğini düşünüyorum, üstelik “yaralı bir ülke” oluşumuzdan ötürü iki defa böyle olmalı. Alevilere yıllardır sistematik bir şekilde zulmedilmese, devlet tarafından korunup kollandıklarını ve eşit görüldüklerini hissetseler böyle bir gürültü koparırlar mıydı, mesela? Hal böyleyken bu ergenlerin yaptıkları işe üzüldüm: Yaralı halimiz ve öte yandan “kutsallarım da kutsallarım” diye zırlayan yığınla muhafazakarımız, solcumuz, milliyetçimiz varken ve her türlü içerik dedektif gibi didiklenip buluttan nem kapılırken, cemiyette yukarıda bahsettiğim gibi bir işlevi olan ve hicivle birleşince müstebit rejimlere karşı “küçükler”in gücünü teşkil eden mizahın can çekiştiği bir ortamda güya “kutunun dışında” düşünenlerin meseleyi ne kadar yanlış anladıklarını gördüm.

Nitelikli ve işlevsel mizahın baskılandığı bir ortamda sonuç bu oluyor: Mizahın ne idüğünden habersiz ergenler, kendilerince tepki gösterdikleri anlarda işledikleri suçu ve yaptıkları ahlaksızlığı “kara mizah” zannediyorlar. 12 Nisan’ı tecavüz günü ilan etmek aşırı bir örnek, evet, kimsenin onları savunduğu da yok. Ancak iyiden iyiye pusulasızlaşan ve “şeyler”in aslıyla hiç tanışmayan ama o “şeyler”i kelime olarak tanıyan yığınlar hemen her alanda böyleler; en çok da mizah alanında. Birçok mefhumu ve olguyu yalnızca kelime olarak tanıyoruz, aslının ne idüğünü unuttuk, en çok da mizahın. Bir yanda pembiş popoluluğun tecridi varken diğer yanda ya cıvık ve zırva içerikli söylemler “kara mizah” olup sempati topluyor, yahut iş Recep İvedik’in durum komedisine tenzil ediliyor.

Şu halde kültüründeki mizah öğesi -iki taraftan- bu denli iğdiş edilmiş bir cemiyetin nasıl bağlar teşkil edeceğini düşünüyorum. “Gülmeyi unuttuk be Hüseyin” karikatürü aklıma geliyor, son yıllarda zekice örülmüş ve sivri mizah içeriğine -sosyal medyanın anonim hesapları hariç- hemen hiç rastlamadığım aklıma geliyor. Biz sosyal medyadaki mizahla tatmin oluyoruz fakat olmayan milyonlar var, neye gülüyorlar acaba? Türk toplumunun ekseriyetini güldürecek bir içerik yaratmak mümkün mü?

Kafamda deli sorular.


M. Bahadırhan Dinçaslan

NELER SÖYLENDİ?
@
Eren Karaçorlu 4 ay önce
“Bir komedi merkezinde, özel alan sayılabilecek bir ortamda yapılmış bu şaka kasten umumileştirildi ve kendisi de Alevi olan Pınar Fidan diğer Aleviler tarafından hedefe oturtuldu.”
Merhabalar, yazınıznın büyük bölümüne katılmakla beraber yukarıda alıntıladığım bölümle ilgili itirazım var. Pınar’ın gösterisinin kaydı korsan bir kayıt değil. Sanatçının ve stand up organizasyonunun tercihiyle youtube’a yüklenen ve artık sizin deyiminizle “umumileşen” bir bölüm.
M. Bahadırhan Dinçaslan

M. Bahadırhan Dinçaslan

DİĞER YAZILARI Türk Milliyetçiliğinin 7 Temel Meselesi 27-07-2021 12:04 Derin Devlet Meselesine Farklı Bir Bakış 16-07-2021 11:39 Şort Giydi Diye Ağlatılan Kız ve Davarlar 06-07-2021 13:27 Türk Aile Yapısı ve Anonimleştiren Cemaat 02-07-2021 14:31 Sokakta Köpek Olmaması Gerektiğini Bilallere Anlatmak 30-06-2021 19:13 Kutsallar ve Domuzlar: İslamcılığın Sekülerleşmesi 28-06-2021 11:29 Milli Şairimiz Kimdir? 21-06-2021 23:38 Sen Hiç Milliyetçiye Benzemiyorsun 09-06-2021 20:48 Yakın Dosta Kredi Çekmek: Yalnızlar Ülkesi Türkiye 07-06-2021 01:25 Batı’yı Aydınlatmak: Yeliz’in Dedesi ve Erbaş’ın Zırvaları 04-06-2021 12:23 Faydalı Kilisenin Papazından 7 Ölümsüz Oyun Önerisi 24-05-2021 14:37 Sorusuz Bir Toplum: Kadim Cevaplarla Yetinmek 23-05-2021 14:30 Muhaliflerin Ümidini Baltalamak – Bir Seküler Günah 11-05-2021 12:38 Neden Milliyetçiyiz – Bir Nutuk Taslağı 02-05-2021 16:10 Türk Usulü İslam Arayışına Dair Birkaç Not 29-04-2021 01:31 Faydalı Kilisenin Papazından Mitoloji Kitapları Seçkisi 20-04-2021 22:51 12 Nisan Şakası(!) ve Mizah Üzerine 12-04-2021 21:49 Türk Esirlerine Yardım Eden Bir Uygur'un Düşündürdükleri 04-04-2021 23:44 İbne LGBT Olunca 29-03-2021 16:53 Milliyetçi Siyasetin Geleceği: Özdağ ve Kuracağı Parti 21-03-2021 00:01 Büyük Adam Yaratamamak: Neden Bu Haldeyiz? 12-03-2021 15:32 Azgın Milliyetçilik: İnfial Yaratan Şiddet Olayları ve Milliyetçilik İlişkisi 07-03-2021 14:34 Eyam’dan Eyyamcılığa: Salgın Tedbirlerinin Bitmesi Gerekliliğine Dair 05-03-2021 12:43 Trrrummm Tiki Tak - Makinalaşmak: İnternet Çağının Hafızasız Yığınları 28-02-2021 19:39 Bir Kitap Nasıl Basılıyor? 19-02-2021 20:55 Şeriatçılar Ay'a Gidebilir mi? 15-02-2021 14:26 Samimi İslamcılar ve Yapmacık Muhalifler: Bir Eleştiri Yazısı 11-02-2021 14:12 Boğaziçi Olayları ve Makul Vatandaş: Ya-Ya Kamplarına Mecbur Muyuz? 08-02-2021 02:51 Bir Polis Yazısı 03-02-2021 22:49 Turan Hayal Midir - II 24-01-2021 23:53 Qanon: Bir Siber-Kültün Portresi 22-01-2021 01:39 Şimşirgil'in Cevabına Cevap 17-01-2021 15:39 Sosyal Medya: İnternetin Poposunun Rengi 10-01-2021 16:40 ABD'den Türkiye'ye İki Kamplı Siyaset 08-01-2021 11:37 Sümüklü Sıpalar ve Medya Sansürü 06-01-2021 16:33 Teröristsin Teröristim Terörist 05-01-2021 21:03 Nazım Dişe Dokunur mu IV: Şiir İnsanların Umrundayken 28-12-2020 10:37 Bayburt’un Acı Serencamı – Türk Kültüründe İçkinin Yeri ve Önemi 23-12-2020 21:23 Türk Milliyetçiliği Gözünden Mevlana 22-12-2020 11:10 Kuzgun - The Raven 20-12-2020 02:56 7 Güzel Ressam 13-12-2020 01:14 Türk Edebiyatı mı Türkçe Edebiyat mı? 10-12-2020 15:20 Türk Milliyetçileri Kime Oy Verecek? 09-12-2020 13:06 Nazım Dişe Dokunur mu III: Bohemya’dan Bürokrasiye 09-12-2020 00:47 Nazım Dişe Dokunur mu II: Alt-Kültürün İçyüzü 06-12-2020 18:55 Nazım Dişe Dokunur mu I: Şiir Nasıl Gözden Düştü? 05-12-2020 15:31 Mustafa Öztürk'le Dayanışma: Rafızi Olma Hürriyeti 03-12-2020 16:20 Etimoloji: Mihrap, Feriştah, Kalak, Gerekmek 27-11-2020 12:37 CHP’den Atsız Parkı yahut Alevilik Ali’yi Sevmekse Biz de Aleviyiz 19-11-2020 15:34 İyi Şiir Üzerine 17-11-2020 15:51 Batı'ya Ağıt 15-11-2020 23:01 Azerbaycan Sahada Kazandı – Masada Kaybetti – mi? 11-11-2020 13:42 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - II 09-11-2020 13:32 Karabağ'dan Turancılık Dersleri 08-11-2020 18:46 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - I 04-11-2020 21:17 Eşit Değiliz: Demokrasi ve Alt-İnsana Dair 02-11-2020 14:29 İfade Özgürlüğü: Karikatür Çizme Hürriyetine Dair 27-10-2020 15:08 Alt-İnsanın Müziği: Rap 23-10-2020 12:38 Türk Milliyetçilerini Bekleyen Kavga 18-10-2020 23:58 Anayasa Mahkemesi Tartışmasından Kadir Şeker’e: Devlet Kabadayılığı 14-10-2020 12:36 Etkili Hitabet Sözlüğü IV – Türkçenin Sırları 09-10-2020 11:53 Türk’ü Teoriye Hapsetmek 06-10-2020 13:55 Türk Milliyetçileri Neden Dağınık 29-09-2020 13:22 Etkili Hitabet Sözlüğü III – Etkileyici Metin Örnekleri 28-09-2020 12:39 Etkili Hitabet Sözlüğü II – Retoriğin Teorisi 24-09-2020 11:22 Etkili Hitabet Sözlüğü I – Retoriğin Sırları 22-09-2020 11:52 Mitolojiden Beslenmek: Arthur mu, Beyrek mi? 21-09-2020 10:52 Ne Gereği Var Gülüşü 17-09-2020 12:44 Dini Çıkarırsan Geriye Ne Kalır? 16-09-2020 10:35 Koydu, Koyduk, Koyarız: Koyunların Milliyetçiliği 15-09-2020 11:13 Elini Sallasan Elli Hassasiyet 14-09-2020 14:35 Türk Kaşarı: Halkımızın Bir Bölümünün Değerleri 07-09-2020 14:02 Köpekbalıklarının Türkiye'si 31-08-2020 13:05 Ölüm Orucu: Devletin Temelinde Bir Dinamit 30-08-2020 00:00 Dış Türklere Rağmen: Turancılığın Zırvaları(!) 27-08-2020 14:36 Türk Milliyetçisi Nasıl Bir Demokrasi İster? 23-08-2020 17:53 Örs, Çekiç, Kılıç: Rock ve Siyaset 17-08-2020 15:52 Hasbıhal XI: İngiliz-Amerikan Şiirlerinden Seçmeler 13-08-2020 23:11 Bedevinin Şerrinden Atatürk’e Sığınmak 04-08-2020 16:58 Hasbıhal X: Coleridge ve Kubilay 30-07-2020 00:40 Dosya: Gençler Dinden Neden/Nasıl Çıkıyor? 28-07-2020 18:17 AKP'yi Alkışlayarak Yıkmak 14-07-2020 14:47 Microtargeting: Kapıda Bekleyen Devrim 08-07-2020 15:54 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi-Politiği: İnsan Fıtratı ve Orta Sınıf 06-07-2020 15:58 Ziya Selçuk’a Kapalı Mektup 24-06-2020 22:26 Haydi Irkçılık Yapalım 21-06-2020 17:04 Muhalif Mevzilerde Canavarlaşma Problemi 16-06-2020 23:26 Faydalı Kilisenin Papazından 20 Makale Önerisi 14-06-2020 15:13 Zihin Jimnastiği: Polonya Türkiye Hattı 08-06-2020 20:58 Türk Kime Denir 27-05-2020 19:54 Bella'nın Kısa Donu 22-05-2020 21:02 Barnabas İncili: Bir Zırvanın Anatomisi 19-05-2020 20:21 Benim Seküler Milliyetçi Kardeşim… La Tahzen! Ve Düşmanım: Hele Bir Oku… 20-04-2020 20:23 20 Yaş İhtiyarları ve 30 Yaş Gençleri 16-04-2020 19:08 Sinanoğlu: Eternal Sunshine of the Spotless Türkçe 14-04-2020 18:33 Salgın ve Ekonomi: Kara Vebadan Sonra 12-04-2020 20:15 Türkçülüğün Farzı: Zengin Olmak 02-04-2020 21:26 Turan Hayal midir? 26-03-2020 15:25 Rus Gribinden Çin Virüsüne: Salgınlar ve Toplum 23-03-2020 14:28 Seküler Milliyetçilik: Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi 19-03-2020 19:59 Korona Salgını ve Milliyetçilik 17-03-2020 20:55 Siyaset ve Ahlak: Mülahazalar, Gözlemler ve Beddua 11-03-2020 20:17 Türkçü Feminizm: Başörtüsü Tartışmaları ve Birtakım Öneriler 02-03-2020 20:19 Şehitlerin Ardından Gülenlere Dair Küfür İçermeyen Bir Yazı 01-03-2020 18:17 Vahşi Doğu’nun Kovboyu: Kadir Şeker 12-02-2020 19:58 Sosyal Medyanın Korona Virüsü: İlginç Bilgi 09-02-2020 20:00 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi Politiği – Çare Kapitalizm 02-02-2020 15:53 Devlet Fetişi ve Deprem 26-01-2020 20:02 Gidecekler… Ya Sonra? 21-01-2020 20:39 Din mi Kültürü Etkiler, Kültür mü Dini Etkiler? 16-01-2020 14:43 İki Parti Kıskacında Milliyetçiliğin Geleceği 15-01-2020 19:58 Bozkır Hikayeleri: Türk Çocuğuna Bir Hediye 13-01-2020 14:24 Erkeklerin Aşk Acısı ve Bir Kadın Olarak Milliyetçilik 10-01-2020 18:00 Türk Ocağı’nda İncir Ağacı 03-01-2020 22:52 Yerli Otomobilin Gözleri 28-12-2019 19:57 Kutsal Kitabın Stratejisi – Tapınakçı Altınları 26-12-2019 15:09 Mansur Başkana Bir Ankaralı Mektubu 23-12-2019 14:27 Bizden Neden Bir Halt Olmaz 18-12-2019 20:14 Samimiyetinizi Seveyim 17-12-2019 19:59 Britanya Seçimleri: Yeni Sağ-Sol Savaşı 13-12-2019 23:54 İntihar Ediyorum – Lütfen Bu Yazıyı Okuyun 09-12-2019 18:30 Ali Babacan Ne Dedi 26-11-2019 23:32 Dinin Adamından Uzak Dur 25-11-2019 17:59 Milliyetçileri Silahlandırmak 18-11-2019 18:23 10 Kasım'da Dikilmek 11-11-2019 15:55 Medeniyet Fay Hattına Kurulur 04-11-2019 17:59 İmamoğlu ve Yavaş: İki Başkana Dair Bir Analiz 27-10-2019 17:58 İmkansız Muhafazakarlık ve Muhalefet 10-10-2019 15:04 Gönülleri Birleşenlere Bir Davet 10-10-2019 14:56
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA