M. Bahadırhan Dinçaslan
Giriş Tarihi : 15-11-2020 23:01
Güncelleme : 16-11-2020 00:38

Batı'ya Ağıt

Batı iyidir. Son birkaç yüzyıldır insana ve dünyaya dair “iyi” bir şey çıkıyorsa Batıdan çıkıyor – Batıdan kötü şeylerin de çıkıyor oluşu bu gerçeği değiştirmez. Mesela, çevreyi korumak amaçlı önemler Batıda standartlaşıyor. Okuyucu, pekala diyebilir ki, mesela sanayi devrimi de Batıdan çıkmıştır. Evet, sanayi devrimi Batıdan çıkmıştır ve korkunç manzaralar tetiklemiştir; ancak bu korkunç sonuçlara dair tedbirler de oradan çıkmıştır ve bizim sağcı kalem erbabının “gönül medeniyeti” diye tanımladığı Doğu için dünyanın -bütün sakinleri ve müstakbel sakinleriyle dünyanın- o geniş gönülde bir yeri yok gibidir. Doğu, sürekli Batı’dan şikayet eder ve “kültürden medeniyete” dönüşüp kendisinden başkasına ve ötesine fayda sağlamayı bırak, kendisine, halesinin içinde kalanlara dahi faydalı olamayan bir paradigmadır. “Doğu” diye bir şey yok demek cüretkar ama mümkün bir ifade olurdu, Doğulu, en fazla “Batılı olmayan”ı ifade edebilir, koca bir değillikten ibarettir. (Lütfen bakınız: Avrupa’nın yeni hayaleti: Yeni Zelanda Katliamının analizi)

Bir tür sözlük yazıyor olsam ve Batıyı bu sözlükte tarif etmeye hazırlansam, herhalde “Bilmenin medeniyeti” derdim. Bu yazıyı esasen kendisine bir “tribute” olarak kaleme aldığım “Batının Çöküşü” kitabının yazarı Oswald Spengler, tam bir asır önce yazdığı eserde Batı medeniyetini bu yüzden Faustian tarif ediyordu, “idrakin gözün hizmetkarı değil, efendisi olduğu”, bilgiye ve sonsuzluğa aç bir rasyonalite. Bilgi, diğer kültürlerde yok değildi, birikmiyor da değildi elbette: En çarpıcı bir örnek olarak, Orhun Abidelerini verebiliriz. Çoklarımızın “…kişioğlunun üzerine atalarım Bumın Kağan ve İstemi Kağan oturmuş” diye okuyup geçtiği ifadede epey kıymetli bir detay var: Bumın’dan Bilge Kağan’a aşağı yukarı 200 yıl geçmiştir. Göçebe bir kültüre sahip olduğu için yazılı araçların gelişmediğini öngörebileceğimiz ve bu yüzden “kısa hafızalı” kabul edilen bozkırlılar, hiç de öyle değillerdi.

Ancak Batılılar hafızanın yanına “bilme usulleri”ni geliştirmeyi de eklediler: Bilgi onlar için işlenen, gelişen, uzayan, serpilen bir şeye dönüştü: Batının Faustian olmasının nedeni budur. Bilim Batıda doğdu, zira, sevgili hocam İskender Öksüz’ün dediği gibi, ignoramus diyebilme cesaretini Batı gösterdi: Bilen ve bildiğini işleyebilen bir zihin yapısının, “öte”ye bakması halinde göreceği ilk şey bilmedikleridir. Bunu başka kültürlerin neden yapamadığı ve Batının başardığı sorusunun cevabı hala muamma, ancak Spengler’dan ödünç alırsak, “Batı” doğmadan önceki Greko-Romen medeniyet Apollonian’dır, estetik odaklıdır. Batıda yeşeren Faustian, yani bilgi ve sonsuzluk odaklı anlayış, Apollonian köklerini keşfettiğinde (Spengler’ın deyimiyle arzuladığında), müthiş bir dönüşüm geçirir. Şahsi bir tefsir yaparsak, estetik artık “var olan”dan soyutlanmış, “olabilecek olan”da aranmaya başlamıştır. Yine Faust alegorisini devam ettirirsek, Faust’un şeytanla yaptığı anlaşmanın özünde, sonsuz bilgi ve zevk arzusu kadar, zayıflığı da yatar. Avrupa, asırlar süren zayıflığının mükâfatı olarak bilimi yaratmıştır: Çok merkezli, hayatta kalma stresini sürekli yaşayan bir coğrafya, baş edemediği “düşman”ın etrafını dolanmış, dolanabilmek için de “işe yarayan”ı durmadan aramıştır. ( “…ve buhar motorundan yer yüzünü dönüştüren devasa bir endüstriyi yaratan Latin değil, Avrupa ve Amerika’nın Cermenik toplumlarıydı.”)

Tabii Batının gelişmişliğinin arkasında sayısız beşeri neden var. Mesela, köle emeğiyle kârlı tarımın mümkün olduğu Roma’da elbette tarım teknolojisi gelişmez. Yahut doğal “sınır” teşkil edecek yapıların bulunmadığı bozkırda, ne uzun süreli hakimiyet kurabilirsiniz (uçsuz bucaksız coğrafyada göçebe yaşayan boyları yönetmenin zorluğunu yine Orhun’dan, Bilge Kağan’ın asi Türk boyları üzerine yaptığı seferlerin sayısını hesaplayarak görebilirsiniz) ne de doğal sınırlara güvenen küçük yapılar müstakiliyetlerini koruyarak merkeze baskı yapıp karşılıklı bir denge, bir “feodal anlaşma”ya gidebilirler. Nedenler arttırılabilir, neyse ki konumuz bu değil, konumuz Batının çöküşü.

Spengler’in kitabında bahsettiği kuramların bir kısmını ilgi çekici buluyor, bir kısmını hararetle savunuyor ancak çoğuna katılmıyor, bazılarını epey zararlı buluyorum. Her şeyden önce, sosyal bilimlerde kehanette bulunmak pek mümkün değil, şaşmaz döngüler öne sürmek de öyle. Güneşin altında yeni bir şey yok diyen kilise yanılıyor, zira insan tercihleri kaotiktir ve geçmişte bazı döngüler yaşandı diye gelecekte yaşanacağı kesin değildir: Birisi, yahut birileri, şu veya bu sebepten, hatta epey süfli saiklerle “öyle yapmama”yı tercih eder ve dünyanın hikayesi değişir. (Atatürk ve etrafındakilerin yaptıklarının sıradışılığı, biricikliği buradadır işte. 1919 Nisanında iyi tarih okumuş birisi Türkiye’ye dair bir projeksiyon yapsa, 1453 Martında Bizans için yapacağından çok farklı olmazdı.) Fakat bir tespiti var ki, çevirmeye değer:

Bütün “Aydınlanma Çağ”ları mantığın hudutsuz iyimserliğinden gelip, eşit derecede liyakatsiz bir şüpheciliğe ulaşır. Etrafındaki ve altındaki topraktan duvarlar ve suniliklerle tecrit edilen müstakil zihin, kendisinden başka hiçbir şeyi kavrayamaz. Günlük hayatın algıları ve tecrübelerinden tamamen temizlenmiş kendi hayali dünyasını eleştirmeye başlar, nihai ve en ince neticeye, formların formuna ulaşıncaya kadar böyle yapmaya devam eder: yani hiçliğe.

Evet, Batının Spazmı olarak tanımladığım, akademiden sanata bütün alanlara sirayet eden, bizzat “Batı iyidir” diyerek söze girmeme neden olan kurumları istila edip kendi “hayali dünyasındaki çatışmalar” doğrultusunda çalıştırıp çatıştıran çöküş budur. “Güzellik algısına savaş açmak”, “Heteronormativiteye savaş açmak”, “Sosyal adalet için savaşmak” gibi hep savaş tamtamlarıyla eşlik edilen yeni bir tür cihad, tam da Spengler’ın ifade ettiği şekilde bir “İkinci Dinîlik”, Batıyı esir alıyor. Evet, vaktiyle Spengler’ın beklediği “İkinci Dinîlik”in Nazi Almanya’sı tarafından temsil edildiği yazılıp çizilmişti, fakat Nazi Almanya’sı Batıyı Batı yapan kurumları çökertmedi; insana ve cemiyete zarar verdiyse dahi, kendisi değil ama yarattığı neticeler, Batıyı güçlendirdi demek dahi mümkün. (İlginç bir kesit olarak T. S. Eliot’un savaş sonrası Almanya’sında yaptığı Avrupa temalı konuşmaya bakabilirsiniz.) Hayır, bu ikinci dinîlik, bu post-modern furya, Bloom’un dediği gibi “Fransız salgını”, Batıyı kökünden tehdit ediyor, onun rasyonalitesini, onun asırlardır ilk defa “Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi”, “Birleşmiş Milletler”, “UNESCO” gibi kurumları yaratmasını sağlayan ahlakını reddediyor.

Feminizm adına -ki bu satırların yazarı kendisine feminist demekte bir beis görmez- tuhaf tarih okumaları yapılıyor, pozitif ayrımcılık İngiltere tarihine dair çekilmiş bir filme alakasız, zencileri aşağılayan, onları konu mankenine dönüştüren bir üslupla zenci koyuluyor, çok-kültürlülük ve inançlara saygı kisvesi altında saygısız inançların dahi savunusu yapılabiliyor. Batı akademisi artık buna çalışıyor; Batı şiiri sanattan uzaklaşan bir ideolojik aygıta çoktan dönüştü, görsel sanatlar vergiden kaçma yöntemleriyle birleşip tuhaf bir “yeni mesenlik” çatısı altında boş tuvalin eser kabul edildiği bir çılgınlığa teslim olmuş durumda. Samimi duygularla dolu devrik cümleler şiir, sürekli tekrarlayan melodiler üzerine olur olmaz sözleri hiçbir ses güzelliğiniz olmadan okuduğunuzda müzik yapmış oluyorsunuz, Türkiye’de kadın hakları meselesinde en önemli hamleyi yapanların erkek olmasından rahatsız olup, küçük bir arkadaş çevresinin dışında -içinde olduğu bile meçhul- etkisi olmamış bir kadın kıpırdanmasını asıl amil diye sunuyor, feminist tarihçi oluyorsunuz. Bu Batıda doğdu, Batı bütün dünyayı etkilediği için, Türkiye gibi “maruz kalan” ülkeleri de etkiliyor.

İşte Batıya ağıt yakmamın sebebi budur, zira kendisinden önceki döngüleri -ya da döngü yaşamayan Çin yahut Türkistan medeniyetlerindeki tekdüzelikleri- kıran Batı, bu defa öyle bir içine çöküyor ki, rasyonel düşüncenin, sağduyunun, estetiğin taraftarı olmak hışma uğramanıza dahi neden olabiliyor – bizzat Batılılar tarafından. Kadınların “çalışma hakkı”, çalıştıklarında “eşit ücret hakkı” gibi meselelerde alakadar olan “modern feminizm”, post-modern versiyonunda bizzat kadınları feminist düşmanı yapabilecek argümanlarla “mevcut düzen”e saldırıyor; eşcinsel evliliği gibi yasal – ve taraftarı olduğum- bir zeminde eşcinsellerin uğradığı adaletsizliği mesele etmesi gereken hukuk mücadelesi, yeni bir sol anlayışın koçbaşı işlevini çoktan üstlenmiş halde. Modernizmin netliği, temizliği, işe yararlığı rafa kaldırılıyor, bir araba dolusu edebi laf, bilim diye sunuluyor, Gellner’in deyimiyle:

(...)Başarısız olmamak, becermek, yerlilerin aslında ne kastettiğine dair açık, temiz, canlı bir açıklamayla gelmek postmodernistimiz için en korkunç utanç ve ihanet olurdu. Böyle bir şey nihai ihanet ve gerçek başarısızlığı teşkil ederdi. Bu onu sömürgeciliğin ve kültürlerin eşitsizliğinin hizmetinde, Öteki’yi kendi anlamlandırmasına mahkum eden, dolayısıyla yalancı şahitlik yaparak Öteki’yi alçaltan ve kendini anlamların sonsuz sayıdaki fıtratına ve bir anlam diyarını diğerinden ayıran korkunç uçurumda bu anlamları iletişime tabi tutmanın eşit derecede sonsuz zorluğuna kayıtsız bir adam olarak ifşa eden biri, yüzeysel bir pozitivist olarak gösterirdi. (...)

Pekala hiç ümit yok mu? Spengler, dönemin Rusya’sını “yüksek-kültürleşmeye meyyal bir uyanış” olarak tarif ediyordu. Meşhur, hatta klişe olmuş “rahat çağlar laçka insan yaratır” kaidesi hakikatse, çatışma alanlarında görece rasyonel geleneği, Faustian geleneği yakalamış küçük ve güçsüz ülkelerde, yeni dönemin zihin atılımları ortaya çıkabilir. Doğu Avrupa, Türkiye ve İsrail bu yeni hareketlenmenin, yeni doğumun aday merkezleri. Fakat bu bölgelerde bu tür bir zihin uyanışını tetikleyecek bir arayış henüz yok, üstelik tabii olarak her hususu etkileyen siyaset kurumunu işgal edenlere bakınca, Thomas Jefferson gibi büyüklerin koltuğuna oturmayı başarabilmiş Trump gibi palyaçoların (bu bir Biden övgüsü değildir) manzarasından daha kötüsünü görüyorsunuz. Yine de, hem çatışması, hem de asgari seviyede de olsa birikimi mevcut olan bu ülkeler, ilerleyen asırlarda sağduyulu aklın, net ve temiz düşüncenin şampiyonu olabilirler. Son zamanlarda milliyetçiliğe dair okuduğum en çarpıcı ve olumlu yorumların İsrail'den çıktığını belirtmekle yetineyim sadece.

O zamanı -maalesef- göremeyeceğiz gibi. O yüzden bizler, hakim furyanın ürettiği yığınla zırva arasında güzel şiir, güzel müzik, güzel resim; doğru bakış, makul yorum aramaya devam edecek, bu defa Faustian köklerimizi keşfedip yeni bir atılıp yapacak olan kültürsüz torunlarımıza malzeme bırakacağız ve öleceğiz.

M. Bahadırhan Dinçaslan

NELER SÖYLENDİ?
@
M. Bahadırhan Dinçaslan

M. Bahadırhan Dinçaslan

DİĞER YAZILARI Milli Şairimiz Kimdir? 21-06-2021 23:38 Sen Hiç Milliyetçiye Benzemiyorsun 09-06-2021 20:48 Yakın Dosta Kredi Çekmek: Yalnızlar Ülkesi Türkiye 07-06-2021 01:25 Batı’yı Aydınlatmak: Yeliz’in Dedesi ve Erbaş’ın Zırvaları 04-06-2021 12:23 Faydalı Kilisenin Papazından 7 Ölümsüz Oyun Önerisi 24-05-2021 14:37 Sorusuz Bir Toplum: Kadim Cevaplarla Yetinmek 23-05-2021 14:30 Muhaliflerin Ümidini Baltalamak – Bir Seküler Günah 11-05-2021 12:38 Neden Milliyetçiyiz – Bir Nutuk Taslağı 02-05-2021 16:10 Türk Usulü İslam Arayışına Dair Birkaç Not 29-04-2021 01:31 Faydalı Kilisenin Papazından Mitoloji Kitapları Seçkisi 20-04-2021 22:51 12 Nisan Şakası(!) ve Mizah Üzerine 12-04-2021 21:49 Türk Esirlerine Yardım Eden Bir Uygur'un Düşündürdükleri 04-04-2021 23:44 İbne LGBT Olunca 29-03-2021 16:53 Milliyetçi Siyasetin Geleceği: Özdağ ve Kuracağı Parti 21-03-2021 00:01 Büyük Adam Yaratamamak: Neden Bu Haldeyiz? 12-03-2021 15:32 Azgın Milliyetçilik: İnfial Yaratan Şiddet Olayları ve Milliyetçilik İlişkisi 07-03-2021 14:34 Eyam’dan Eyyamcılığa: Salgın Tedbirlerinin Bitmesi Gerekliliğine Dair 05-03-2021 12:43 Trrrummm Tiki Tak - Makinalaşmak: İnternet Çağının Hafızasız Yığınları 28-02-2021 19:39 Bir Kitap Nasıl Basılıyor? 19-02-2021 20:55 Şeriatçılar Ay'a Gidebilir mi? 15-02-2021 14:26 Samimi İslamcılar ve Yapmacık Muhalifler: Bir Eleştiri Yazısı 11-02-2021 14:12 Boğaziçi Olayları ve Makul Vatandaş: Ya-Ya Kamplarına Mecbur Muyuz? 08-02-2021 02:51 Bir Polis Yazısı 03-02-2021 22:49 Turan Hayal Midir - II 24-01-2021 23:53 Qanon: Bir Siber-Kültün Portresi 22-01-2021 01:39 Şimşirgil'in Cevabına Cevap 17-01-2021 15:39 Sosyal Medya: İnternetin Poposunun Rengi 10-01-2021 16:40 ABD'den Türkiye'ye İki Kamplı Siyaset 08-01-2021 11:37 Sümüklü Sıpalar ve Medya Sansürü 06-01-2021 16:33 Teröristsin Teröristim Terörist 05-01-2021 21:03 Nazım Dişe Dokunur mu IV: Şiir İnsanların Umrundayken 28-12-2020 10:37 Bayburt’un Acı Serencamı – Türk Kültüründe İçkinin Yeri ve Önemi 23-12-2020 21:23 Türk Milliyetçiliği Gözünden Mevlana 22-12-2020 11:10 Kuzgun - The Raven 20-12-2020 02:56 7 Güzel Ressam 13-12-2020 01:14 Türk Edebiyatı mı Türkçe Edebiyat mı? 10-12-2020 15:20 Türk Milliyetçileri Kime Oy Verecek? 09-12-2020 13:06 Nazım Dişe Dokunur mu III: Bohemya’dan Bürokrasiye 09-12-2020 00:47 Nazım Dişe Dokunur mu II: Alt-Kültürün İçyüzü 06-12-2020 18:55 Nazım Dişe Dokunur mu I: Şiir Nasıl Gözden Düştü? 05-12-2020 15:31 Mustafa Öztürk'le Dayanışma: Rafızi Olma Hürriyeti 03-12-2020 16:20 Etimoloji: Mihrap, Feriştah, Kalak, Gerekmek 27-11-2020 12:37 CHP’den Atsız Parkı yahut Alevilik Ali’yi Sevmekse Biz de Aleviyiz 19-11-2020 15:34 İyi Şiir Üzerine 17-11-2020 15:51 Batı'ya Ağıt 15-11-2020 23:01 Azerbaycan Sahada Kazandı – Masada Kaybetti – mi? 11-11-2020 13:42 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - II 09-11-2020 13:32 Karabağ'dan Turancılık Dersleri 08-11-2020 18:46 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - I 04-11-2020 21:17 Eşit Değiliz: Demokrasi ve Alt-İnsana Dair 02-11-2020 14:29 İfade Özgürlüğü: Karikatür Çizme Hürriyetine Dair 27-10-2020 15:08 Alt-İnsanın Müziği: Rap 23-10-2020 12:38 Türk Milliyetçilerini Bekleyen Kavga 18-10-2020 23:58 Anayasa Mahkemesi Tartışmasından Kadir Şeker’e: Devlet Kabadayılığı 14-10-2020 12:36 Etkili Hitabet Sözlüğü IV – Türkçenin Sırları 09-10-2020 11:53 Türk’ü Teoriye Hapsetmek 06-10-2020 13:55 Türk Milliyetçileri Neden Dağınık 29-09-2020 13:22 Etkili Hitabet Sözlüğü III – Etkileyici Metin Örnekleri 28-09-2020 12:39 Etkili Hitabet Sözlüğü II – Retoriğin Teorisi 24-09-2020 11:22 Etkili Hitabet Sözlüğü I – Retoriğin Sırları 22-09-2020 11:52 Mitolojiden Beslenmek: Arthur mu, Beyrek mi? 21-09-2020 10:52 Ne Gereği Var Gülüşü 17-09-2020 12:44 Dini Çıkarırsan Geriye Ne Kalır? 16-09-2020 10:35 Koydu, Koyduk, Koyarız: Koyunların Milliyetçiliği 15-09-2020 11:13 Elini Sallasan Elli Hassasiyet 14-09-2020 14:35 Türk Kaşarı: Halkımızın Bir Bölümünün Değerleri 07-09-2020 14:02 Köpekbalıklarının Türkiye'si 31-08-2020 13:05 Ölüm Orucu: Devletin Temelinde Bir Dinamit 30-08-2020 00:00 Dış Türklere Rağmen: Turancılığın Zırvaları(!) 27-08-2020 14:36 Türk Milliyetçisi Nasıl Bir Demokrasi İster? 23-08-2020 17:53 Örs, Çekiç, Kılıç: Rock ve Siyaset 17-08-2020 15:52 Hasbıhal XI: İngiliz-Amerikan Şiirlerinden Seçmeler 13-08-2020 23:11 Bedevinin Şerrinden Atatürk’e Sığınmak 04-08-2020 16:58 Hasbıhal X: Coleridge ve Kubilay 30-07-2020 00:40 Dosya: Gençler Dinden Neden/Nasıl Çıkıyor? 28-07-2020 18:17 AKP'yi Alkışlayarak Yıkmak 14-07-2020 14:47 Microtargeting: Kapıda Bekleyen Devrim 08-07-2020 15:54 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi-Politiği: İnsan Fıtratı ve Orta Sınıf 06-07-2020 15:58 Ziya Selçuk’a Kapalı Mektup 24-06-2020 22:26 Haydi Irkçılık Yapalım 21-06-2020 17:04 Muhalif Mevzilerde Canavarlaşma Problemi 16-06-2020 23:26 Faydalı Kilisenin Papazından 20 Makale Önerisi 14-06-2020 15:13 Zihin Jimnastiği: Polonya Türkiye Hattı 08-06-2020 20:58 Türk Kime Denir 27-05-2020 19:54 Bella'nın Kısa Donu 22-05-2020 21:02 Barnabas İncili: Bir Zırvanın Anatomisi 19-05-2020 20:21 Benim Seküler Milliyetçi Kardeşim… La Tahzen! Ve Düşmanım: Hele Bir Oku… 20-04-2020 20:23 20 Yaş İhtiyarları ve 30 Yaş Gençleri 16-04-2020 19:08 Sinanoğlu: Eternal Sunshine of the Spotless Türkçe 14-04-2020 18:33 Salgın ve Ekonomi: Kara Vebadan Sonra 12-04-2020 20:15 Türkçülüğün Farzı: Zengin Olmak 02-04-2020 21:26 Turan Hayal midir? 26-03-2020 15:25 Rus Gribinden Çin Virüsüne: Salgınlar ve Toplum 23-03-2020 14:28 Seküler Milliyetçilik: Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi 19-03-2020 19:59 Korona Salgını ve Milliyetçilik 17-03-2020 20:55 Siyaset ve Ahlak: Mülahazalar, Gözlemler ve Beddua 11-03-2020 20:17 Türkçü Feminizm: Başörtüsü Tartışmaları ve Birtakım Öneriler 02-03-2020 20:19 Şehitlerin Ardından Gülenlere Dair Küfür İçermeyen Bir Yazı 01-03-2020 18:17 Vahşi Doğu’nun Kovboyu: Kadir Şeker 12-02-2020 19:58 Sosyal Medyanın Korona Virüsü: İlginç Bilgi 09-02-2020 20:00 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi Politiği – Çare Kapitalizm 02-02-2020 15:53 Devlet Fetişi ve Deprem 26-01-2020 20:02 Gidecekler… Ya Sonra? 21-01-2020 20:39 Din mi Kültürü Etkiler, Kültür mü Dini Etkiler? 16-01-2020 14:43 İki Parti Kıskacında Milliyetçiliğin Geleceği 15-01-2020 19:58 Bozkır Hikayeleri: Türk Çocuğuna Bir Hediye 13-01-2020 14:24 Erkeklerin Aşk Acısı ve Bir Kadın Olarak Milliyetçilik 10-01-2020 18:00 Türk Ocağı’nda İncir Ağacı 03-01-2020 22:52 Yerli Otomobilin Gözleri 28-12-2019 19:57 Kutsal Kitabın Stratejisi – Tapınakçı Altınları 26-12-2019 15:09 Mansur Başkana Bir Ankaralı Mektubu 23-12-2019 14:27 Bizden Neden Bir Halt Olmaz 18-12-2019 20:14 Samimiyetinizi Seveyim 17-12-2019 19:59 Britanya Seçimleri: Yeni Sağ-Sol Savaşı 13-12-2019 23:54 İntihar Ediyorum – Lütfen Bu Yazıyı Okuyun 09-12-2019 18:30 Ali Babacan Ne Dedi 26-11-2019 23:32 Dinin Adamından Uzak Dur 25-11-2019 17:59 Milliyetçileri Silahlandırmak 18-11-2019 18:23 10 Kasım'da Dikilmek 11-11-2019 15:55 Medeniyet Fay Hattına Kurulur 04-11-2019 17:59 İmamoğlu ve Yavaş: İki Başkana Dair Bir Analiz 27-10-2019 17:58 İmkansız Muhafazakarlık ve Muhalefet 10-10-2019 15:04 Gönülleri Birleşenlere Bir Davet 10-10-2019 14:56
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA