Bugüne kadar değindiğimiz tüm dosyalarda belki dikkat etmişsinizdir; doksanlı yıllardan önce işlenen cinayetlerin bir bölümü fail-i meçhul olarak kalmıştır. Delil yetersizliği, soruşturma hataları, o günün teknolojisinin olayı çözmeye yetmemesi gibi çok sayıda problemle karşılaşılır. Katiller belirli aralıklarla cinayet işlerler ancak yakalanamazlar. Zodyak Katili, Floransa Canavarı ya da Karındeşen Jack dosyaları belki de ciddi bir çalışmayla failleri bulunabilecek olaylar. Fakat şu anda elimizden kayıp gitmek üzere olan insanlar varken ve mezkûr kişiler yeni cinayetlere imza atmazken bitmiş dosyaları tekrar ele alamayız. Bunlar bizlerin değil birebir polisin düşüncesi. Bazı katiller bugünleri de seksenler ve doksanlar sanıyorlar. Yıllar sonra tadını aldıkları kanın kokusunu yeniden duymak istiyorlar. Ama dünya eski dünya değil. Dokunduğunuz tabağı yedi kez yıkadıktan sonra bile DNA’nızı tespit edebilen bir teknolojiye direnemezsiniz. Kameraların her anınızı yakaladığı, telefonlarınızın an be an nerede olduğunuzu fısıldadığı bir ortamda suçunuzu gizleyemezsiniz. İşte böylesine korkunç bir hataya düşen birini, Dennis Lynn Rader’ın suç dosyasını birlikte açacağız. Ayrıca idamdan nasıl kurtulduğuna dair ilginç detayları da paylaşacağız.
15 Ocak 1974 Salı sabahı Otero ailesi gayet güzel bir kış gününe uyanmışlardı. Baba Joseph Otero, Kansas’ın Wichita kentindeki evinin huzurlu olması için her şeyi yapıyordu. Keza eşi Julia da. Bir kız bir erkek çocukları olmuştu. Birine babanın adı olan Joseph’i diğerine de Josephine ismini verdiler. Evlerindeki küçük köpekleriyle birlikte oyuna dalarken arka kapıdan giren adam gürültüyle ortalığı ayağa kaldırmıştı. Ne olduğunu bile anlamadılar. Giren şahsın elinde silah vardı. Herkesi tehdit ediyor aç olduğunu söylüyordu. Aslında hedefi başkaydı. Anneyi ve iki çocuğu öldürmeyi kafasına koymuştu. Lakin evde babanın olacağını düşünmemişti. Hemen birkaç yalan uydurdu. Polisin onu kovaladığını ve arabalarını istediğini söyledi. O sırada sürekli havlayan köpeği dışarı çıkarmalarını istedi. Aileyi önüne katıp yatak odasına götürdü. Hepsini tek tek bağladı. Uzun uzadıya seyrettiği insanlar artık korku perdesini yırtmışlar isyan etmeye başlamışlardı. Birkaç kez ipleri gevşetti ama dayanamayıp yine sıktı. Şimdi istediği şeyi yapabilirdi. Önce Joseph Otero’yu başına plastik torba geçirip iple boğdu, hareketleri kesilince ailenin diğer üyelerine yöneldi. Korku dolu gözlerle bakan anneyi de boğmaya başladı. Ancak ne kadar ve ne süreyle boğacağını bilmiyordu. Aslında her iki kurbanı da baygınlık geçirmişti. Öldüklerini sandıktan sonra yatakta duran 11 yaşındaki kızı ardından da 9 yaşındaki oğlanı boğdu. Gözlerini açan anne iki çocuğunun da öldüğünü sandığında kahrolmuştu. Katil artık son hamlesini yaptı. Tüm aileyi ölümcül şekilde boğmaya başladı. Erkekleri naylon poşetle boğarak öldürdü. Annenin boğazını iğle sıktı. 11 yaşındaki kızı bodruma indirdi ve idam ipi hazırlayıp astı. Ölen kızın belden aşağısını soyup karşısında mastürbasyon yaptı. Evden radyo ve kol saatini çalarak uzaklaştı. Elbette bu yazılanlar katilin hâkim ile yaptığı konuşmada söylediği şeyler.
Ertesi gün okula gelmeyen arkadaşlarını merak eden üç çocuk Otero ailesinin evine gittiğinde hayatlarının şokunu yaşadılar. Üst katta yüzünde bıçak izleri olan kadın, yerde yatan kocası, bir kenarda yüzünde hâlen boğulduğu poşetin durduğu oğlan ve bodrumda belden aşağısı çıplak kız. Katil bağlayıp işkence edip ardından da öldürdüğü için medya tarafından BTK (Bind-Torture-Kill, Bağla-İşkence Et-Öldür) ismi verildi. Olay yerinde çok sayıda delil vardı ancak katile dair iz yoktu. DNA analizlerinin yapılamadığı bir dönemdi. İlaveten etrafta katile ulaşabilecekleri herhangi bir delil de bulamamışlardı. Aradan çok zaman geçmeden bu defa da Kathryn Bright’ın evi basıldı. Adam kadını öldürmek için geldiğinde 19 yaşındaki kardeşinin orada olduğunu bilmiyordu. Her ikisini de yine aynı yalanları söyleyerek tehdit etti. Kevin’e ablasını bağlattırdı. Önce kadını boğmaya başladı. Lakin direnince üç kez bıçakladı. Sonra oğlanın üstüne yürüdü, ona saldırdı. Neyse ki genç ondan daha akıllıydı. Defalarca silah doğrultmasına karşın ölümcül bir kurşun yarası almamıştı. Ölü taklidi yaparak kurtuldu. İşte BTK’nın elinden kaçabilen tek mağdur oydu. Robot resimler çizildi, soruşturmalar yapıldı ama sonuca ulaşılamadı.
Olay yerine gelenler neredeyse ölmek üzere olan ağır yaralı kadını buldular. Genç ise yan komşuya kadar gidebilmiş ve oraya yığılmıştı. Kadın hastaneye götürüldüğünde çoktan ölmüştü. Kevin acilen ameliyata alındı ve kafasına metal bir plaka yerleştirildi. Sağ kurtulan oğlanın kurşun geçişi sebebiyle üç dişi çekildi. Neyse ki kurtulmuştu. Lakin hayatına eskisi gibi devam edemeyecekti. Ablası ölmüş kendisi de ölümün eşiğinden dönmüştü. Katil yine her şeyin içinden sıyrılmayı başarmıştı. Üç yıl sonra mart ayında Shirley Reldfold öldürüldü. Küçük çocukları annelerinin öldüğü esnada banyonun kapısını yumruklayarak ağlıyorlardı. Bacakları bağlanmış ve çırılçıplak halde ölü bulunmuştu. Aslında çocukları da öldürecekti ama elinden kaçırmıştı.
1977 yılının sonunda bu defa da Nancy Jo Fox öldürüldü. Yatağında yüzüstü ve bağlanmış halde bulunan 25 yaşındaki kadın kemerle boğulma sonucu hayatını kaybetmişti. Katil tekniğini giderek geliştiriyordu. Hatta yıllar sonra yakalandığında bu cinayetini "Mükemmeldi çünkü tüm kontrol bendeydi" şeklinde özetleyecekti. Kadını boğarken önceki cinayetlerini de kulağına fısıldamıştı. Cinayetten bir gün sonra polisi arayarak olay yerini ve adresi tarif etti. Bu sıralarda polise mektuplar gelmeye başladı. Yakalanamayan katil polisle alay eden mektuplar gönderip adeta "Catch me, if you can" (Becerebilirsen yakala ya da sıkıysa yakala anlamındaki kalıp bir cümle) diyordu. Mektupta adının gazetelerde ve televizyon kanallarında yayınlanmasını istediğini yazmıştı. Tıpkı on yıl kadar önce Zodyak Katili’nin yaptığı gibi.
Katil bu cinayetlerden sonra yaklaşık sekiz yıl kadar sessiz kaldı yahut öyle sanıldı. Nisan 1985’te bu defa da Marine Wallace Hedge öldürüldü. Kadın elle boğulmuştu. O güne kadar öldürdüğü en yaşlı kurbandı. Kadını müdavimi olduğu kiliseye götürüp bağlanmış halde fotoğraflarını çekti. Sonra da 53. Doğu Caddesi’ne cesedi attı. Kadın bulunduğunda çırılçıplak ve bağlanmış vaziyetteydi. Katil bir buçuk yıl sonra 28 yaşında bir kızı öldürdü. 5 yıl kadar soğuma evresi geçiren adam daha fazla dayanamadı ve 1991 yılında 62 yaşındaki bir başka kadını daha öldürdü. Bu bilinen son cinayetiydi. 2004’e kadar katile dair ne iz bulunabildi ne de tespit edilmiş başka bir cinayet dosyası polise ulaştı. Herkes katilin öldüğünü, artık cinayet işlemeyeceğini düşünüyordu.
Yetmişli yıllarda kendisine mektuplar ulaşan Kansas’a bağlı KAKE televizyonu yıllar sonra yeni bir mektup daha almıştı. BTK Story (BTK’nın Öyküsü) isimli bulmacayı çözenler buldukları paketin içinde katilin cinayetlerini itiraf ettiği metinleri buldular. Bir kişiyi daha öldürdüğünü söylüyordu lakin araştırmalar sonucu adamın kendileriyle alay ettiğini, ölen kişinin intihar sonucu öldüğünü tespit ettiler. FBI duruma el koydu. Yetkin bir polis BTK’dan sorumlu oldu. Tam 11 ay boyunca katille bağlantı kurmaya çalıştı. Neyse ki başarmıştı. Mektuplar göndermeye devam eden adam yazının bir yerinde merakla polise soruyordu "Bu metinden beni bulabilir misiniz?" Karşısındaki kişi "Hayır" cevabını verince katil yaptığı her şeyi bilgisayarda yazdıktan sonra bir diskete kaydedip polise gönderdi. Lakin çok büyük bir hataya düşmüştü. Olay dallanıp budaklanmıştı. Katili bir korku sarmıştı. Zira teknoloji gelişmişti ve polis onu kıskıvrak yakalayabilirdi. Polis ekipleri önce kamera kayıtlarına ulaşarak arabasını tespit etti. Ardından diskette gönderilen Word dosyalarını incelediler. Katil lisanslı yazılım kullandığının farkında bile değildi. Lisans bilgilerinden adamın adının Dennis Lynn Rader olduğunu tespit ettiler.
Katilin kimliği belli olduğunda herkes şok olmuştu. Zira her hafta sonu kiliseye giden, iyi bir eş iyi bir baba olan ve komşularına iyi davranan kişi yıllardır aranan bir seri katildi. Gerçek yüzü ortaya çıktığında hiç kimse olan bitene inanamadı. Çocukluğunda küçük hayvanlara işkence eden ve asan adam aile ilgisinden mahrum büyüdükçe daha fena işlere imza atar olmuştu. Kadın iç çamaşırları çalmış ve bunları giymiş, duvar kenarından seyrettiği kadınlara karşı mastürbasyon yapmış bir sapıktı. Otoerotik asfiksiden (Cinsellik esnasında kendini boğma) keyif alan, kendisini de bağlayan, kadın maskeleri takıp bunlarla fotoğraf çeken biriydi. Sadistti ve mazoşistti. Zaten her sadist mazoşist her mazoşist biraz sadistti (Paul de River). 1974’ten bu yana kesinleşmiş 10 cinayetten sorumlu tutulan şahsın suçları mide kabul eder cinsten değildi. 8 kişiyi boğmuş, 1 kişiyi asmış diğer kurbanını da bıçak darbeleriyle öldürmüştü. Yalnız bunlar da değil. İşlediği düşünülen 2 cinayetten ise delil yetersizliği sayesinde sıyrılabilmişti. O sırada evinde oturmakta olan kızı çalan zili duydu. Kapıyı açtığında karşısında polis memurlarını gördü. Ne olduğunu anlamamıştı. Karşısındakiler babasının katil olduğunu söylüyordu. Hayatının en kötü ve şaşırtıcı haberini alıyordu. O gün babasından nefret etti.
Babasının katil olduğunu anlayan ve hayatı kararan tek kişi Rader’ın kızı değil. Bir diğer seri katil Edward Edwards’ın kızı onlardan biri. April Balascio yıllar boyunca babasının geceleri kaybolup gitmesini saplantı haline getirmişti. Kardeşleriyle birlikte defalarca konuştular, cinayet senaryoları kurdular. Her taşındıkları şehirde birilerinin öldürülmesini normal karşılamadılar. Annelerini bıçaklayan babalarından bir gün olsun şüphe etmediler. April ise kardeşlerinden farklı düşünüyordu. 1980 yılında ABD’nin Wisconsin eyaletinde öldürülen genç çiftin katilini bulmak için her yeri didik didik etti. Her araştırmasında olay dönüp dolaşıp babasını işaret ediyordu. April daha fazla dayanamadı ve polisle iletişime geçti. Babasının katil olabileceğini söyledi ve derhal müdahale edilmesini istedi. Polis izin çıkarıp Edwards’ın yanına geldi. DNA örnekleri olay yerinden alınan örneklerle birbirini tutuyordu. Beş kişinin katili Edward Edwards’tı. April yıllar sonra yapılan röportajlarda vicdan azabı içinde olduğunu söylemişti. Bir yanda öldürülen insanlar diğer yanda ise babası. Bir yanıyla gayet rahat diğer yanıyla üzgün. İşte katil bir babanın çocuğuna bıraktığı kötü bir mirastı bu. Edward Edwards’ın ilginç dosyasını önümüzdeki aylarda Babam Katil mi: Edward Edwards isimli yazımızda ele alacağız.
BTK yıllarca güvenlik şirketlerinde çalışmış bir adamdı. İnsanlar evlerini korumak için on kişiyi öldürmüş bir seri katile güveniyorlardı. Yakalandığında Wichita’ya bağlı Christ Lutheran (Protestan mezhebi) kilisesinin dernek başkanıydı. Katil yargılandı. Son cinayetini 1991 yılında işlemişti. Kansas’ta idam cezası 1994 yılında gelmişti. Bu nedenle ölüm cezasına çarptırılamadı. Her ölen insan adına 10 kez müebbet ve 175 yıl hapis cezasına çaptırıldı. Peki BTK namıyla bilinen seri katile ne oldu diye sorarsanız bugün halen Kansas’taki eyalet hapishanesinde cezasını çekmeye devam ediyor. 1945 doğumlu 78 yaşındaki katil gayet sağlıklı durumda. Yakalandığı zaman kendisinden hemen boşanan eşi Paula Dietz ise Kansas eyaletinden ayrılarak bir süre olayların uzağında kalmayı tercih etti. Sonra tekrar Kansas’a döndü ve muhasebecilik yapmaya devam etti. Ne o ne de çocukları bir daha yüzünü bile görmek istemedikleri katili hapishanedeyken hiç ziyaret etmedi. Bağlama, işkence etme ya da ölüm sonrası bedene yapılan bazı tecavüzler ise toplum içerisinde hâlen var. İşkence pornosu izleyenler hatta porno filmlerde işkence arayanlar, sadizm ve mazoşizm tutkunları yahut alelade bir insanın acısından zevk alanlar. Toplum ıslah edilmedikçe hep var olacaklar.
Bir sonraki yazımızda çok daha ilginç bir dosyayla karşınızda olacağız. Kıyıya vuran, neredeyse bütünlüğü hiç bozulmamış bir ceset nasıl oldu da gündeme oturdu? Üzerinden çıkan kâğıtta ne yazıyordu? Tamám Shud Olayı (Far: bitti) olarak da bilinen bu vak’ada ilginç detaylar nelerdi?
Görüşmek dileğiyle…



















































































































