Eyvallahsız olmak zor iştir sevgili okur. Otuz beş yıllık hayatımda doğrularım, yanlışlarım vardır. Fakat Atsız’ın dediği gibi, merdanelikle şöyle ayrılıklara, geçmişe bakınca gurur doluyorum. Zira bir işi başardım: Eyvallahsızlık. Diyetini kolunu keserek ödeyen Seyfettin karakterine çocukluğumda özenmiştim, belki ondandır.
Örgütlenme ve yayın üzerine bütün hikayem de bu eyvallahsızlığı yayma, kolektif hale getirme çabamdan ibarettir. Yalnız kendime konforlu bir hayat kurabilmek yeterli olmayacaktı. Zira o zaman içimdeki bozkır çocuğu kendini kötü hissedecekti. Benim gibilerin hak etmediği bir sefalet içinde olmasına kayıtsız gözlerle bakabilen, kendi keyfini sürebilen birisi değilim. Onlar için bir şey yapmamış olmak benim için azap olurdu – şairin dediği gibi hem kanımdan hem sütümden bendeki huy budur.
Yıllar önce beni çok etkileyen bir sahne yaşamıştım. Henüz reşit değilken Türk milliyetçisi olduğu için öldürülen bir çocuğun ihtiyar babasını, o şehadetten neredeyse kırk yıl sonra tanımıştım. Ona birkaç saatlik evlatlık edecektim, yerini dolduramazdım ama biraz gülüp eğlendirmek istedim. Kendisi -ki geçenlerde rahmetli oldu, anmış olalım- ihtiyarlığın malum hastalığına tutulmuştu ama sohbete biraz olsun dahil olabiliyordu. Mavranın ortasında, bir ağabeyim “yahu bu Bahadır’ın arkasında kim var diye soruyorlar” deyince, bir anda o gözlerdeki donukluk gitti. Heybetlendi, dedi ki “bir daha sana bunu sorarlarsa, on altı yaşında toprağa girmiş Bekir’in babası var diyeceksin.” O anı hiç unutmadım, hala unutmuyorum. O babaya o anda bir söz verdim ben, Bekir boşa ölmüş olmayacak.
O söz beni ayakta tuttu. Ne yaptıysam, ki artık birçok misyonu terk etmek üzere olduğumdan sansürsüz konuşabilirim ve diyebilirim ki çok iş başardım; o sözü yerine getirmek için yaptım. Milliyetçi Türkiye… Hayalim budur. Milliyetçiliğe inancım var, o Bekir’lere, Bahadır’lara, Ahmet’lere ve Ayşe’lere faydalı olacağını düşündüğüm için didindim. Bize faydası olanlara borçlu olduğumu hissettiğim için sebat ettim. Ben yapmazsam başka kimse yapmaz hissini hep canlı tuttum; kendimi önemsediğimden değil, vazifemi hayatımın merkezine konumlandırdığımdan.
O sözün bana yaşattığı hissi paylaşanlarla bir araya gelmek şarttı. Bunu da başardığımı düşünüyorum. Bir mevzi açtık, bir alan yarattık – henüz kazanamamış olsak da bizden sonra geleceklerin kavgayı daha münasip koşullarda verebilmesi için bir temel attık. TamgaTürk, böyle doğdu. İYİ Parti’den ayrıldığım günlerde bir davet yaptım ve o davete icabet edenlerin talebi üzerine kuruldu. 7 yıllık hayatında hem o davete icabet edenlere verdiği sözleri hem kurucusunun Bekir’in babasına verdiği sözleri hep tuttu. Milliyetçi Kongre Derneği’ni yarattı, temsil edilmediğimiz alanlarda Türk milliyetçiliğe temsil fırsatı yarattı, birçok mağdurun hakkını savundu ve kazandı, gündem üzerindeki baskıyı yer yer delmeyi başardı. Çok düşman kazandı – ancak kazandığı dost sayısı çok daha fazla.
Yönetirken şeffaf ve eyvallahsız olmaya hep dikkat ettim. İlkelerimizden taviz vermeyerek bir ideolojik yayın misyonuna sadık kalmaya devam edecek ve ağa kabul etmeyecektik. Bunu şimdiye dek başardık. Zordu ama bununla gurur duyuyorum: Bir grup Türk milliyetçisinin yalnız Türk milliyetçilerine dayanarak kurduğu bir yayın, kimseye eyvallah etmeden bunu başardı. Demek olabiliyormuş, başka bir yol da mümkünmüş. Milyon hatta milyar bütçeli kurumların yaratmaya çalıştığı tiplemeler tek bir orijinal söz söyleyemezken, yalnız milliyetçi idealizme ve milliyetçilerin yoldaşlığına sahip Bahadırhan’ın kitapları satıyor, sözü itibar görüyor, kurduğu “ortam” ortalama seviyeyi yukarı çekiyorsa, bu yalnız Bahadırhan’ın şahsındaki yeteneklerden değildir. O davete icabet edenlerin topyekun yüksek seciyesindendir. Yüksek seciyenin en az maddi imkanlar kadar kıymetli olduğunu gösterebildik.
Bu işin elbette maddi külfeti olacaktı. Üstelik kendi prensiplerimiz bu yükü artırıyordu: Angarya olmayacak. Herkes namusuyla çalışıp bu kurumdan geçimini sağlayabilecek – Bahadırhan hariç tabii. Bunu da başardık. Sosyalistlik iddiasındaki birçok kurum çalışanının emeğine çöreklenir, milliyetçilik iddiasındaki birçok şahıs yanına gelen gençlerin kanını içerken bizim bünyemizde çalışan herkes hakkını aldı. Tek bir damla alın terine saygısızlık etmedik, onu aziz bildik.
Bütün bu süreçte, bize düşmanlık edenlerin bile hakkını teslim etmek zorunda kaldığı, bize özgü bir vaziyet de hasıl oldu. Bizim kadar engellenmiş başka bir yapı var mıdır? Hem namuslu olacağız hem para kazanacağız dedik. Bunu başardığımız gün, YouTube üzerinden gelirlerimiz engellendi. Alternatif yollara başvurduk, oralarda başımıza gelmeyen kalmadı. Yeni hesap açtık, kapatıldı, açıldı, bir daha kapatıldı bir daha açıldı. Twitter hesabımız engellendi, Instagram hesabımız kapatıldı. Sayısız hukuki yaptırımla karşılaştık. Bunu, en doğru adresleri rahatsız eden biziz diye yorumladık ve gurur vesilesi yaptık.
Fakat maalesef bir düşme trendine girdik, zira anlıyorum ki kitlemiz de yoruldu. Okunmalar biraz da dünyaya hakim olan video/podcast talebi yüzünden düşmüştü. Ama izlenmelerimiz de düştü. Bağışlar düştü. Türkiye ekonomik ve kültürel bir çöküş yaşarken, hitap ettiğimiz kitle de bundan korunamadı, maalesef hayat gailesi içinde artık bizi maddi olarak desteklemeyi bırak, takip edecek takati kendinde bulamaz oldu. Onlara kızgın değilim.
Geldiğimiz noktada, her şeyden evvel bizimle çalışan arkadaşlarımıza karşı sorumluluğum gereği gerçekçi olmak zorundayım. Kasamızda paramız yok – Mart başında maaşları ödedikten sonra yeniden para kazanma umudumuz da yok. Üstelik artık izlenmiyoruz, umutsuzluğa kapılsın ve kurmay-ideolojik bakışı bıraksın, sahte umutların peşine düşsün diye epeydir uğraşılan milliyetçi camianın içinde “hayır, başka bir yol mümkün” diyen sesimiz artık cılız çıkıyor, yaptırımlar bizi yok edemese de görünmez kılmayı başardı. Bu, sürdürülebilir değildir.
Mart ayında tasfiye sürecine gireceğiz. Akabinde TamgaTürk, bir mecra olarak devam edecek ama, benim kişisel imkanlarımla, mümkün mertebe başkalarının emeğine ihtiyaç duymadan sürdürmeye çalıştığım bir yere dönüşecek. Çünkü ben kendimi bu uğurda “yakmaya” kararlıyım – kendimden başkasını yakma hakkı ve haddini kendimde görmüyorum. Herkes bir ananın kuzusu, bir yârin sevgilisi, bir çocuğun kahramanıdır. Benimle yoldaşlık etmeye hazır olanlar buna razı olsalar bile ben, onlara aynı zamanda anne-babalarının, eşlerinin, çocuklarının, dostlarının gözünden bakabiliyorum. Belki bu örneği okurken biraz gülümseyeceksin ama madem Ramazan, dinî müktesebattan örnek vereyim: Ebu Bekir’in “Ya Rabbi, bedenimi öyle büyüt ki cehennemi doldurayım, benden başkası giremesin” diye dua ettiğini okumuştum küçükken. Çok asil bir tavır gibi gelmişti. Öyle davranmak istiyorum.
Bu yüzden, bazı sözlerimi tutamayacağımı söylemem icap ediyor. Mart sonundan itibaren her gün video çekemeyeceğiz. Her gün, kör-topal da olsa önemli bulduğumuz haberleri giriyorduk, giremeyeceğiz. Muhtemelen ofisimizi de kapatacağız – size ikram etmekten mutlu olduğumuz (ve kahve sevenleri döverek içirdiğimiz) çayımız ve paylaştığımız öğle yemeğimiz olmayacak. Bu son küçülmemiz – maalesef benim zayıf bedenim ve küçük aklıma dek küçüleceğiz, ricat edeceğiz. Fakat her ricat bozgun demek değildir. Nefes alacağız. Başka yollar bulacağız. Mücadeleye devam edeceğiz. Hep alıntıladığım bir türkü vardır: Bir ben ölmeyinen ordu bozulmaz. Bu kadar yıllık çabada eğer her tespitimiz ve eylemimiz haklı, doğru ve isabetli olsaydı, engelleri aşmış olurduk diye düşünüyorum. Demek, Mehlika Sultan oradan gelmeyecekmiş. Başka yerden gelecekse, oralarda nöbet tutan arkadaşlara destek olmak lazım. Kalabalıklar bana, zımnen ve mecazen “Bahadırhan, senin işin bu değil” demiş oldular. Benim yapmayı bildiğim başka iş yok, fakat kalabalığa kızma hakkını da kendimde görmüyorum.
Titreyen parmaklar ve göllenen gözlerle yazdığım bu yazının kimsenin ümidini, mücadele azmini kırmasını istemem. O yüzden başka bir taraftan bakacağım. Virgil, zorlukları aşmaya çalışan kahramanına "Forsan et haec olim meminisse iuvabit." dedirtiyor. Gün gelir de bunu bile hatırlar güleriz. Şu içinden geçtiğimiz günleri dahi gülerek hatırlayabilme ihtimali... Bir adım daha atabilmek için bulabildiğim yegane teselli. Ümidim odur ki, şu serüvende yarattığımız alan, artık bizden sıyrılmıştır, bizim ötemize geçmiştir. Oradaki birikim, başka arkadaşların yakıtı olur da, Bekir’in ölümü boşuna olmaz – bizim onunla kıyas kabul etmeyecek emeğimiz de öyle. Bunu başarabildiğimizi düşünüyorum.
TamgaTürk için çektiğim kredileri kapatana dek, mevcut desteğinizi sürdürmenizi rica ederim. Sonrasında ben zaten hep olduğum yere, sigara dumanıyla boğulan odasından Türklere dair yazıp çizen adamın koltuğuna döneceğim. O adamın belki bir çay ikramı ve dost selamından fazlasına ihtiyacı yok.
Seni dünya gözüyle bir kere görmeden derdini kendi derdi bellemiş dostun;
Bahadırhan.




















































































































Youtube'da belirttiğim gibi Avrupa Kitabı'nı aldım para kazanmaya başladığımda ve özgürce kitap seçebilmeye başladığımda da Seküler Milliyetçilik kitabınızı alacağım unutmayın ki haklıyız ve Türkiye'nin her yerinde küçük bir evde bir dinleyiciniz sizinle birlikte, kazanacağız. Gayeler bir idi ve birdir (:
Acaba varlık ortaya konarken güdülen stratejiler mi yanlış? Yoksa hakikaten 3 -5 kişi miyizde birbirimize sahip çıkamadık. Her çeşit videoların alıcısı varken, neden bu çulsuzluk. Yanlış var bir yerde , umarım bulunur .
Sizi ve faaliyetlerini yakından bilmediğim tabii ki bir yorum yapanayacağım. Değer verdiğim Cenk Özatıcı paylaşınca yazıyı okudum. Tabii ki imkansızlıkların bu raddeye gelmesine üzüldüm. Yazı çok samimi ve bir o kadar da dokunaklı olmuş, inşallah tekrar güçlenir ve Yürk Milliyetçiliğine bir direk olmayı yeniden başarırsınız. Saygılarımla.
Gerçekten üzüldüm... Tamga Türk'ü yaşatamamanın burukluğundan ziyade, Tamga Türk'le yanyana yol yürümenin onurunu daha derin yaşıyorum. Tüm düşüncelerimi ve hatta çok fazlasını dile getiren sizlere sonsuz teşekkürler. Çok değerli insanlarla omuz omuza durduğumuzu biliyorum, yaşadığım sürece bu günleri güzellikle anacağım. Kendimi p*ç gibi ortada kalmış hissetsem de yıkılmak ve boyun eğmek yok...
Bir kısmını eleştireceğim. "Kalabalıklar bana, zımnen ve mecazen 'Bahadırhan, senin işin bu değil' demiş oldular. " Ben tespitlerinize, çıkarımlarınıza ve ekseriyetle duygularınıza katılmakla birlikte kimi zaman vardığınız sonuçlara katılmayan bir okur/izleyicinizim. Millet sevgisinin, (bazen duygusal sapmalarınız olsa da) hamasetsiz ve hak temelli de var olabileceğine dair brnce çok kıymetli ve memleketin hızurlu geleceğinde önemine inandığım katkınızın bugün sürdürülebilir bir karşılık bulmamış olması, halkın bu konuda sizi vazifesiz kıldığı anlamına gelmez. Zira 1) Bu tip toplumsal etki doğuran düşünsel mecralar (evvelce dergiler) genellikle kısa bir zaman diliminde var olur ancak etkileri yayın hayatının ötesine geçer. 2) Zira düşünce insanı sadece bugüne değil geleceğe de etki doğurur. Velhasıl-ı kelam mecranın ömrü, fikrin ve mütefekkirin ömrünün daima gerisinde kalır. Ezcümle izleyici ricat et demiyor, değiş ve müttefiklerinle büyü diyor bence. Vazife bitmedi, sadece değişmeli.
Değerli ağabeyim Bahadırhan, Dünya gözüyle görmediğin biz gençlerin derdi ile dertlendiğin bizlere, kimseye biat etmeden başımız dik yürüyebileceğimiz bir yol açtığın bu yolda beraber yürüyebileceğimiz dostlarımızı bulduğumuz bir ev inşa ettiğin ve öğrettiğin her şey için teşekkürler. Daha öğrenecek çok şey beraber yürüyeceğimiz uzun bir yol var. Dediğin gibi bu, bir ricat olabilir ama taarruz edeceğimiz gün yakındır. Bu bir veda değil güçlü bedenin ve büyük aklında geçireceğimiz bir mola. Bir sonraki kongremizde dünya gözü ile görüşmek kucaklaşmak üzere Sağlıcakla kal
Var olun. Emekleriniz için sonsuz teşekkürler. Türk ırkı sağolsun. Tamgatürk hep var olsun.
Bahadırhan hocam, hocam dedim çünkü bunu bir hacı, kanka gibi bir hitap olarak değil; bilakis gerçekten bana birçok şey öğrettiğiniz için söylüyorum. Benim naçizane düşüncem; her yetenek, duygu, ideoloji, düşünce, hatta inanç bile geliştirilmesi ve canlı tutulması gereken şeylerdir. Benim ideolojimi, “Türkçü düşünceyi”, çok güzel ve çok sağlıklı bir şekilde geliştirdiniz. Her video, benim için ayrı bir ufuk açan bir dersti. Bazen videoyu durdurup dediklerinizi düşünürdüm. Hercule Poirot’nun da dediği gibi, “gri hücrelerimi çalıştırırdım.” Bana kattığınız birçok şey için size ve ekip arkadaşlarınıza teşekkür ederim. İnşallah daha güzel projelerle, önünüzün kesilmeyeceği bir Türkiye’de tekrar bizlere dersler anlatırsınız. Sağlıcakla kalın. Tekrar teşekkür ederim.
Nereden ne hayır geleceği belli olmaz. Hayatın en büyük bilinmezi budur.
Sevgili dostum çok büyük bir iş başardığını söylemek isterim. İnsan bazı zamanlarda kendini duygusal ve güçsüz hissedebilir belki öyle bir döneme denk geldin ama emin ol çok büyük işler başardın. Sen ricat ederek bir bekçi kulübesine bile sığınsan ettiğin kelamın karatı zerre düşmeyecektir. Başbuğ Atatürk gibi ricat etmenin doğru olduğunu düşünüyorsan doğrudur. Belkide vatanın harim-i ismetinde gelecektir güneşli güzel günler. Saygı ve sevgilerimle.
Üzülerek okudum, günlük bir aktiviteydi TamgaTürk izlemek. Katıldan elimden geldiğince desteklemek. Sipaydi patreondu derken buraya geldik... Umuyorum bir çare bulup, kanalı tek kişilik bir ordu misali ayakta tutar ve fikirlerimize ses olmaya devam edersiniz.
Hayır olmaz, ben bunu kabul etmiyorum. Biz Temiz Türkler bu kadar aciz olamayız, olmamalıyız. TamgaTürk küçülmemeli, sesini ve sözünü daha çok yükseltmeli. Bu duruma razı gelmiyorum, gelmemeliyiz. Bulunduğumuz mevziyi kaybetmemeliyiz. Kendi adıma elimden gelen her şeyi yapmaya çalışacağım. Haydi TEMİZ TÜRKLER! Bu hikayenin yarım kalmaması için mücadele ve ayağa kalkma zamanı!
TamgaTurk'e elimden geldiğimce destek oldum, kendi sesimi duyduğum bir yer oldu sanki kendimle kendi düşüncemle konuştum. Bir nebze de utandim bu durumdan, Türk Milleti olarak Türklerin varlığını koruyan bir yeri biz koruyamadık, büyütemedik, kalkandiramadik. Herhangi bir tarikat, cemaat ya da silahlı terör örgütü bile kendini maddi olarak kalkındırdı fakat biz yapamadık. Fakirliğimize, işsiz oluşumuza, birlik olmayışımıza, bizden olana sahip çıkmadığımıza üzüldüm. Umarım bazı mucizeler de bizim için gerçekleşir.
İyi ki varsın abi. Yaptığın işler çok şahane, bende şahsen takip etmekten destek olmaktan keyif alıyorum. İnanıyorum ki yol başçısı yolu bırakmazsa biz de yol başçımızı bırakmayız.
Yıllardır verdiğin emeğe, çektiğin çileye şahidiz ağabey. Vallahi senden razıyız. Bunca zamandır yükü tek başına sırtladın, yükünü hafifletemedik o da bizim ayıbımız.
Üzüntü ile okudum.Tamga olmasada Milliyetçi kongreyi ayakta tutmanızı dilerim.Sermaye gücü edinmemiz gerekli.Sürdürebilir bir sermaye yapısı olduğunda kurulu gelir sistemimize (Karmaşık bir yatırım yapısına sahip) Milliyetçi kongreyi ekleyeceğim sana sözüm olsun.Bu nokta değil bir virgül olsun...