Sevgili Olcayto Ağabey, hoş sohbeti ve matrak anılarının yanında hayatıma çok güzel bir motif hediye etmişti: İncir uyutması. Yaşım 28’di, herhangi bir kitabın, filmin, yemeğin yahut tatlının -artık- ufkumu radikal biçimde genişletebileceğini sanmıyordum. Bir gün elinde bir tepsiyle geldi ve iddialı ve kendini beğenmiş tavrımın ne kadar yersiz olduğunu bana gösterdi. İlk çatalla birlikte bir tür annus mirabilis hissi yaşadım – enerjinin kütle cinsinden ifade edilebileceğine dair denklem yazsam ancak böyle haz dolu bir keşif tatmini yaşayabilirdim. Önümde her şeyiyle şahane, hakiki manada kusursuz bir tatlı vardı: Yeterince tatlı, yeterince doyurucu, yeterince hafif ve tabak tabak yesen ikrah hissi vermeyecek kadar kararında bir maya. O tatlının hatırına, Halim Alperen Çıtak’ın “Seküler Milliyetçilik yahut Çifte Fırınlanmış Sufle” yazısına cevaben kaleme aldığım bu yazının başlığını incir uyutması koyuyorum.
Bir cevap yazısı olduğundan algoritmayı Çıtak’ın kompozisyonuna göre belirleyeceğim, tespit ve iddialarını onun yazısındaki sıralamaya göre ele alacağım. Evvela, Çıtak ülkücü hareketten iki kopuş olduğunu, ilkini Yazıcıoğlu’nun İslami-İslamcı ve örgütlü, ani kopuşunun temsil ettiğini, ikincisininse daha ferdi ve sürece yayılmış bir kopuş olduğunu, İYİ Parti ve Zafer Partisi’ni bu sürecin yarattığını söylüyor. Bu hususta itiraz edecek bir şey yok. Ancak seküler milliyetçilikten, Milliyetçi Kongre Derneği’nden ve benden bahsettikten sonra, çok tuhaf bir laf ediyor: Aksi yöndeki güçlü iddiasına rağmen, “seküler milliyetçilik” akımının “ikinci kopuşu” yaşayan fertleri tam olarak temsil edemediği ve mevcut hâliyle “iktidara yürüyecek” ölçüde kitleselleşemeyeceği kanaatindeyim.
Çıtak’ın ıskaladığı husus, seküler milliyetçilik içerisinde ülkücü hareket şemsiyesinden kopanların varlığı kadar, geleneksel milliyetçi köklerden gelmemiş “yeni milliyetçiler”in olduğudur. Çıtak -ki ben sert polemik sevdiğimden okur dilime bakıp kendisiyle düşman olduğumuzu düşünebilir, son kitabımda şahane bir çeviri önerisi için teşekkür ettiğim ve programımda ağırladığım bir hocadır- henüz ülkücü getto alışkanlıklarından tam olarak sıyrılamamış olacak ki hala ülkücü hareketin bakiyesinin ne kadarını kapsayabileceğimiz üzerinden değerlendirme yapıyor. Oysa Türkiye’de yeni bir sosyolojik dalga var ve bu dalga seküler, milliyetçi. Benim yapmaya çalıştığım, bu iki özellikli dalgayı tek bir ideolojik pozisyonda birleştirmek: Seküler milliyetçi.
Kaldı ki subjektif çıkarımları bir kenara bırakırsak o bakiyenin çoğunu kapsadığımızı düşünüyorum fakat bu yazının konusu değil. Sadece, şu cümleye bir itirazım olacak: muhtelif sebeplerle kendisini “seküler milliyetçi” şeklinde nitelendirmekten imtina eden çok sayıda Türk milliyetçisi olduğunu biliyorum. Her gün onlarca başka insanla yüz yüze, yüzlercesiyle telefon yahut e-posta yoluyla, binlercesiyle de uzaktan dijital etkileşimle muhatap olan bendeniz, kendisini seküler milliyetçi nitelendirmekten imtina eden “Türk milliyetçileri”nin marazları sebebiyle milyonlarca Türk’ün kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlamaktan imtina ettiğini görüyorum. Şayet “senin sözüne benim sözüm” gibi bir noktaya geldiysek, okuyucu da kendi subjektif gözlemlerine dayanarak karar verecektir.
Gelelim en vahim hataya. Çıtak diyor ki: Milliyetçilik; “formu” itibarıyla seküler olmakla birlikte, “içeriği / özü” bakımından manevî (değer yüklü) ve yerli bir tutumdur. Sekülarizmin maneviyat yahut değerlerle çelişik tarafını anlayamadım. Sekülarizm, dünyevilik demek – ilerleyen satırlarda Çıtak’ın da ifade ettiği gibi metafiziği dışlamak demek. Maneviyat yahut değerler metafizik değildir – soyuttur. Hatta biraz ileri giderek diyebilirim ki ancak seküler bir zeminde maneviyatınız ve değerleriniz olabilir, zira metafizik referanslarınız varsa sahip olduğunuz değerlerin hakikaten değer olup olmadığını ölçemezsiniz. Bir toplumun değer yargılarını, zamanla ve mekanla olan ilişkilerini vb. tetkik eden sosyal bilimciler, Çıtak’ın ifade ettiği gibi onu kurutup özsüz mü bırakırlar? Maneviyatın ve değerlerin özünde, kimi zaman dalga kimi zaman parçacık gibi hareket eden elektronvari bir fenomen mi vardır ki hızını ve yerini aynı anda tespit edemeyelim, birini tespit edince öteki özellik kurusun? Şurada maneviyat ve değer yok mu mesela: 100. Yıl Marşı (tıklayınız)
Akabinde Çıtak diyor ki, modern devletin hukuk düzeninde milletin hiçbir ferdine, “Tanrı’nın iradesine” yahut “geleneğe” uygun olanı tespit etmek bakımından ontolojik veya epistemolojik bir üstünlük tanınmaz. Fakat milliyetçilerin hepsi böyle değildir, devlet mekanizmasını ele geçirip hukuku da pekala istedikleri kaynaktan devşirebilirler. Çıtak’ın ideal ulus-devlet tanımında öyle olan öyledir diye hakiki hayatta öyle olmuyor: Şu an AKP-MHP havzasının hükümranlık kurduğu çevrelerde zikrettiği üstünlükler kabul görüyor ve ona göre bir hukuk dizayn ediliyor. Herkesin kendine milliyetçi dediği yerde, hem ideolojinin formatlanması sürecinde hem ideolojik pozisyonlar devlet erkini ele geçirip arzu ettiği vizyonu uygulamayı planladığından devlet yönetimi sürecinde bu ulus-devlet düşmanı metafizik tavrı dışlayacağınızı beyan; milliyetçiliğinizin başına seküler ekleyerek pozisyonunuzu kitlelerin anlayacağı şekilde ilan etmezseniz, seküler milliyetçiyim demekten imtina edersiniz.
Çıtak’ın çelişkili ve tuhaf eleştirisinin esası, aslında şu sözünde: Beşerî hayatın sorunlarını ele alırken; “olgular” alanından “normlar ve değerler” alanına anî ve felsefî açıdan hesabı verilmemiş sıçramalar yaparak, zaman zaman Celal Şengör’ü hatırlatan, doğalcılık safsatası (naturalistic fallacy) ile malûl bir akıl yürütme biçimine başvuruyor. Fakat bunu nasıl yaptığımızı anlamadım, o yüzden cevap vermeyeceğim. Tekno-feodalizme direnişi tam olarak bu ifadeyle “canon”una sokmuş yegane hareketi tekno-feodalizmi desteklemekle suçlamak ayrıca tuhaf.
Çıtak, akabinde liberal-kapitalizme tadil önerilerimizin olduğunu ancak bunu savunduğumuzu söylüyor. Ben bugünün şartlarında aklı başında herhangi bir insanın sosyalist olabileceğini düşünmüyorum. Muhataplarıma da durduk yere sosyalist misin diyerek ayıp ithamlarda bulunmam. Fakat, üretim araçlarının özel mülkiyette kalabileceğini söylediğiniz anda, bir çeşit piyasa ekonomisini kabul etmek zorundasınızdır. Ben bunu kabul ediyor ve diyorum ki piyasanın sağlıklı işlemesini temin etmek lazımdır, sosyalist zırvaların peşinde koşmak millete zaman kaybettirir. “Milliyetçi-toplumculuk”un ekonomik planı nedir bilmiyorum ama herhalde aşağı yukarı AKP’nin ekonomik planına benzerdi. Tekno-sermaye çağında küresel sermayeye ulus-devleti kalkan yapmak, içeride de aktörlerin çoğalması ve yeteneğin teşvik görmesi işlevlerini koruyabilen (ki bu iki işlevi Seküler Milliyetçilik kitabımda ele almıştım) bir piyasa işletmek – savunduğumuz şey bu. Türkleri kolhozda çalıştırmayı hayal eden bir ekonomik modele Türk milliyetçileri nasıl destek verebilir?
Son olarak söylemeliyim ki vakıa birtakım işaretler barındırır. Bugün gerek ülkücü şemsiyeden kopmuş gerek yeni milliyetçi olmuş yığınları heyecanlandıran yegane görüş seküler milliyetçiliktir. Tanıştıklarında tatmin oldukları yegane örgütlenme modeli bizimkidir. Yeni bir şeyler söyleyebilen ve ferdi kalmayan, bir sosyolojik dalgayı temsil edebilen yegane söz, bizimkidir. Örgülü ve örgütlü bir hale gelen, bunu yaparken saman alevi olmamayı başarabilen yegane akım, bizimkidir. Buna ferdi aydınlanma ve arayış sürecinin konforundan vazgeçmemek için karşı koymak yerine katılarak, seküler milliyetçiliğin kanonuna yeni beslemeler yapmak, bence her Türk milliyetçisinin ödevidir fakat ödevini yerine getirmediği için kimseye kızacak değilim. İkram ettiğim tatlının tadına bakan herkes, incir uyutmasının en iyi Türk tatlısı olduğu hususunda hemfikir olacaktır.
M. Bahadırhan Dinçaslan




















































































































"Fakat manzara bu kadar karanlık değil. Yukarıda değindiğimiz gibi, epey yüksek potansiyelli bir nesil/zümre geliyor. Bu nesil İslamofaşizme tepkili olduğundan seküler beklentiler içinde. Kimlik bunalımları nedeniyle ve içindeki Türk özü saldırı altında hissetiğinden milliyetçiliğe meyli yüksek. Bilgili, görgülü, kabiliyetli; ancak henüz el yordamıyla şekillendirdiği fikirleri doktrin hâline gelmiş değil ve örgütlenme becerisi zayıf." (Seküler Milliyetçilik/Pratik, Bahadırhan Dinçaslan)
Ben anladım ki seküler milliyetçi değilim. Sadece Türk'üm. Tam olarak milliyetçilerin toplanabilecegi bir şemsiye olmadığımızı da düşünüyorum. Fakat aklı ve mantığı ön planda tuttukça çok başka fikir akımlarının başlangıcı olacağız galiba. Çünkü bu yeni bir söylem olmasa da şimdilerde organize edilmeye çalışılan bir fikir olarak güçleniyor. Ben başta seküler milliyetçi demeyi doğru buluyordum. Şimdi sadece Türk'üm demeyi uygun görüyorum. Seküler milliyetçilik Türklerin bir araya gelmesi için 21. Yy daki fikir akimlarindan biri olamayacak gibi hissettiriyor. Özellikle sovyetlerden ayrılan Türklerle etkilesimim arttıkça bunu net bir şekilde anladım. Fakat Bahadirhan sen de yürüdükçe degiseceksin ve bu fikri kanımca daha derleyen başka bir fikre dönüştürme işini başaracaksın.
Türk Milliyetçiliğini Malazgirt ile başlatmaktan kurtarmak zorundayız. Bunu başardığımızda en önemli direnç noktasını yerle bir etmiş oluruz. Gerisi kendiliğinden gelecektir. Biz Malazgirt ile başlamadık. Ergenekon ile başladık. Oğuz Han ile Mete Han ile, Atilla ile. Türk dediğin budur. Bunun içinde de İslam yoktur. Kürt yoktur, arap yoktur, Suriyeli yoktur. Türklere bunu unutturmak istediler ve başardılar. Şimdi yapılacak şey, bunu hatırlatmaktır. Türkler köken olarak sekülerdir. Seküler olmayan Türk olamaz. İslamcı Türk diye bir şey olamaz. O Türk değildir.
N. Atsız seküler milliyetçi sayılır mı
Şu kısım çok doğru, kendimden örnek vereceğim. "Çıtak’ın ıskaladığı husus, seküler milliyetçilik içerisinde ülkücü hareket şemsiyesinden kopanların varlığı kadar, geleneksel milliyetçi köklerden gelmemiş “yeni milliyetçiler”in olduğudur." Alpraslan Türkeş'e hiç bir zaman büyük bir sempati duymadım, kendimi hiç bir zaman ülkücü olarak tanımlamadım. Ülkücü gelenekten bir kişi bile sülalemde yoktur. Milliyetçilikle ilgili tek sempatim milletime ve milletimin geçmişine oldu. Ancak ben şu anda bir "Seküler Türk Milliyetçisiyim".