Vaziyet ve manzara-i umumiye diyerek başlayalım.
Türkiye, 2024 yılı itibarıyla doğum oranının 1,5’un altına düştüğü bir ülke. TÜİK tarafından resmî olarak 2025 doğum oranı rakamları henüz açıklanmadı. Gel gelelim canlı doğum sayısının 937 bin 559’dan 889 bin 598’e düştüğü göz önüne alınırsa karşımıza çok daha ağır bir tablonun çıkacağı anlaşılıyor. Dolayısıyla bu iş artık doğrudan ülkenin geleceğini ilgilendiren stratejik bir sorun hâline gelmiştir. Adını koyalım, muhatap olduğumuz şeyin adı “demografik çöküş”tür.
Dünyada bu sorundan muzdarip olup insanların çocuk sahibi olmasını teşvik eden politikalar geliştirmeyen neredeyse tek bir ülke yoktur. Güney Kore’den Japonya’ya, Fransa’dan İsveç’e, Rusya’dan İtalya’ya kadar pek çok ülke, farklı araçlarla doğurganlığı arttırmaya, nüfus ikame oranı olan 2,1’lik doğum oranını yakalamaya çalışmaktadır. Kimi doğrudan maddi destek verir, kimi kreş ve bakım hizmetlerini yaygınlaştırır, kimi vergi avantajları sağlar, kimi iş hayatında “çocuk mu kariyer mi” ikilemine son verecek düzenlemeler yapar.
Çünkü aklı başında bir devlet bilir ki bir ülkede doğum oranlarının düşmesi nüfusun yaşlanması demektir. Nüfusu giderek, üstelik çok da hızlı şekilde yaşlanan bir ülke dinamizmini ve yenilikçi potansiyelini süratle kaybeder; üretim kapasitesinin zayıflama ihtimali ziyadesiyle artar; emeklilik ve sağlık sistemi sürdürülemez hâle gelir; çalışma çağındaki nüfusun omuzlarındaki yük ağırlaşır. Genç nüfusun azalması yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve hatta jeopolitik sonuçlar doğurur. Daha önemlisi, çocuk sesinin azaldığı bir ülkede “yarın” fikri de yavaş yavaş silikleşir. Bu bakımdan doğurganlığı teşvik edecek kamusal politikaların savunulması “muhafazakâr bir refleksin” değil, en temel toplumsal gerçekçiliğin gereğidir.
Türkiye’deki bu demografik çöküşün -tek olmasa da- başlıca sebebi hiç kuşkusuz mevcut iktidarın yıllardır sürdürdüğü yanlış ekonomi, şehirleşme, konut, eğitim ve sosyal politikalardır. Gençlerin evlenemediği, evlenenlerin çocuk sahibi olmaktan korktuğu, çocuk sahibi olanların ikinci çocuğu düşünemediği bir ülkede “aile yılı” ilan etmekle aile korunmuş olmaz.
Buraya kadar sanıyorum makul akıl sahipleriyle hemfikiriz. Türkiye’de çocuk sahibi olmayı kolaylaştıran, aile kurmayı teşvik eden, çocuk bakımının yükünü yalnızca anne ve babanın sırtına bırakmayan ciddi politikalar yürürlüğe konulmalıdır.
Peki, tam da böyle bir vasatta bir Alman beyaz eşya firmasının Anneler Günü reklamı neyin nesidir?
BİR REKLAMDAN FAZLASI
Soru gayet basit aslında. İlgili firma, söz konusu ürünün reklamını pekâlâ başka bir konseptle yapamaz mıydı? Kesinlikle yapabilirdi. Anneler Günü temalı reklamda ise klasik anne-çocuk ilişkisi işlenebilir; hatta çocuk sahibi olmak isteyen ama ekonomik koşullar yüzünden bunu erteleyen çiftler üzerinden gayet güçlü bir reklam kurulabilirdi. Ancak bunun yerine evcil hayvan sahipliği ile annelik arasında sembolik eşitlik kuran bir anlatı tercih edilmişse, burada durup “Bu reklam neyi normalleştirmektedir?” diye sormak gerekmez mi? Ya da soruyu şöyle soralım: “Bu konseptte bir reklam mevcut demografik çöküşü aşmamıza mı yardım eder, yoksa demografik çöküşün derinleşmesine mi hizmet eder?”
Tabii böyle söyleyince hemen birileri çıkıp beni “hayvan düşmanı!” olmakla itham edecektir. Önemli değil, canları sağ olsun. Türk vatandaşlığında kırk yılımı doldurdum; alıştım her tartışmada boynuma bir yafta takılmasına! Göç politikasını eleştirirsin, “yabancı düşmanı” olursun. Kimlik siyasetini eleştirirsin, “faşist” olursun. Tarikatların skandallarını eleştirirsin, “İslam düşmanı” olursun. Ekonomiyi eleştirirsin, “nankör” olursun. Kılıçdaroğlu’nun adaylığını istemezsin, “beşli çetenin adamı” olursun. PKK’yla pazarlık yapılmasına karşı çıkarsın, “kandan beslenen cani” olursun. Etiket yapıştırılır; tartışma itinayla kapanır.
Elbette bir canlıyı sahiplenmek, ona bakmak, onu korumak fevkalade kıymetlidir. Daha da ileriye gideyim, başıboş köpek sorununun çözümü bağlamında özellikle barınak veya sokaklardaki köpekleri sahiplenen insanlara dönük vergi indirimi ve benzeri kolaylıklar da tartışılabilir. Ama evcil hayvan beslemek ayrıdır, çocuk sahibi olup onu lâyıkıyla büyütmek ve yetiştirmek ayrıdır. Bunlar birbirinin yerine ikame edilecek şeyler değildir. İkisi arasında gayrikâbil-i kıyas bir meşakkat ve mesuliyet farkı vardır ki, bu farkları uzun uzun anlatmaya hacet yoktur. Herkes kendi ebeveyninin çektiklerinden pay biçsin; neyi kast ettiğimi idrak eder.
Üstelik aynı firmanın Avrupa ülkelerindeki Anneler Günü reklamlarında nedense böyle bir konsept yok. Orada annelik daha doğrudan aile ve çocuk imgeleriyle anlatılırken Türkiye’de evcil hayvan sahipliği üzerinden annelik kurgusu yapılması önemsiz bir detay mıdır?
İşin aslı reklam dediğimiz şey, hele ki büyük markaların reklamları, yalnızca ürün satmaz; izleyiciye bir ürünün yanı sıra bir yaşam tarzı, bir hissetme hâli ve bir davranış biçimi satar¹. Buzdolabı, kahve makinesi ya da mutfak robotu satıyormuş gibi görünür; fakat arka planda nasıl yaşamanız, neyi makul bulmanız, hangi hayat biçimini “çağdaş” kabul etmeniz gerektiğine dair küçük küçük telkinlerde bulunur.
Özetle, Türkiye demografik olarak alarm verirken, çocuk sahibi olmak ekonomik ve toplumsal olarak giderek zorlaşırken, büyük markalar aileyi güçlendiren, çocuk sahibi olmayı teşvik eden bir kültürel iklim mi üretiyor; yoksa çocuk sahibi olmayı sembolik ikamelerle gereksizleştiren bir tüketim dili mi kuruyor? Cevap bence yeterince berraktır.
Mesele insanların şahsî hayatına karışmak değil. Çocuk sahibi olmayı teşvik etmek bir zaruret olsa da, hiç kuşkusuz insanlara silah zoruyla çocuk yaptıramayız. Fakat çocuk sahibi olmayı gereksizleştiren, ebeveyn olmayı sembolik ikamelerle sulandıran bir kültürel iklime de itiraz edebiliriz. Zira bize izletilen yalnızca bir reklam değil; demografik çöküş yaşayan bir ülkede anneliğin bile reklamcılık marifetiyle yeniden tarif edilmeye kalkışılmasıdır.
[1] Aybike Sertaş ve Sinem Luşoğlu, “Televizyonda Cinsiyetçilik: Reklam Filmleri Üzerinden Bir Analiz,” Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi2, sy. 5 (Eylül 2014): 369.



















































































































