Üniversite yıllarımda günlük gazeteleri -bir kısmını matbu, bir kısmını da dijital ortamdan- neredeyse mesai yapar gibi takip ettiğim bir dönem olmuştu. Havadisler üzerinden birtakım sonuçlara ulaşmaya, yaşananları anlamlandırmaya çalışıyordum. Muhtemelen o yılların fenomen dizisi Kurtlar Vadisi’nin de etkisiyle; Aslan Bey misali, açık kaynaklardan derin analizler çıkarabileceğime çocuksu bir saflıkla inanmıştım! Zaman zaman izlediğim Yalçın Küçük’ün, gazete kupürleri üzerinden yaptığı çözümlemeler de bu merakı besliyordu.
Takdir edersiniz ki uzun soluklu olmadı bu girişim. Bunda vakit darlığı önemli bir etken olduğu gibi rahmetli hocam Durmuş Hocaoğlu’nun şu uyarısı da belirleyiciydi: “Eğer iyi bir entelektüel olmak istiyorsan aktüel haberlere çok fazla gömülme; belirli aralıklarla hadiselere tepeden bak. Yoksa, akvaryumda olduğunu fark etmeyen balıklara dönersin.”
Aradan yıllar geçti. Ne ben hayal ettiğim gibi, bir entelektüel oldum; ne aktüel olanın gürültüsü azaldı ne de bu gürültünün içinden anlamlı bir bütün çıkarmak kolaylaştı. Bilakis, gündem çoğaldıkça idrak daraldı; başlıklar arttıkça manzara bulanıklaştı. Bir enformasyon sağanağı altında -aklımız yettiğince- bir takım tümel neticelere varmak neredeyse imkânsız hale geldi. Her yeni haber bir öncekini boğuyor; her yeni tartışma, eskisinin izini siliyor. Olan biteni anlamaktan çok, olup bitene maruz kalma hâli etrafımızı sarıyor.
Bu savrulduğumuz gündemde oltamıza nelerin takıldığına baktığımızda, pek de iç açıcı olmayan bir gerçeklik kendini gösteriyor. Emeklilerin yaşadığı sefalet artık saklanamaz; tevil edemez boyuta ulaşmış durumda. En düşük emekli aylığının 20 bin TL olduğu ülkemizde TÜRK-İŞ’in açıkladığı açlık sınırı ocak ayında 31 bin 224 lira, yoksulluk sınırı ise 100 bin TL’nin üzerinde.¹ Başka bir ifadeyle milyonlarca emekli yoksulluk hatta açlık sınırının altında bir yaşam sürüyor.
Ankara Ulus'taki ucuz otellerin hemen hepsinin kirasını ödeyemeyen yaşlı emeklilerle dolu olduğu² şu güzel ülkemizin, hikmetinden sual olunmayan, serîr-i iktidarın yegâne hâkimi, müessir, muktedir, devletlü ve kudretlü Reis-i Cumhur’u ise şu sözleri irad buyuruyor: “Göreve geldiğimizde en düşük emekli aylığı 66 liraydı. Bu da 40 dolar ediyor. Yeni düzenleme ile en düşük emekli maaşı 20.000 TL'ye yükselecek. Böylelikle 480 dolara yükselmiş olacak.”
Ne yalan söyleyeyim ilk bakışta -kış mevsiminin de etkisiyle- ikna edici gibi duruyor. Ama sadece ilk bakışta! Çünkü bu tür dolar bazlı mukayeseler, emeklinin gerçek hayatıyla temas ettiği anda hızla anlamını yitiriyor.
AKP iktidarıyla birlikte -tıpkı TÜRK-İŞ gibi- sendikadan ziyade bir "araştırma ve veri toplama bürosuna" dönüşen DİSK’in 2025 emeklilik raporu, karşımıza bambaşka bir gerçeklik koyuyor. Rapora göre Türkiye’de ortalama emekli aylığı, 2003 yılında asgari ücretin yüzde 36 üzerindeyken bugün asgari ücretin yüzde 22 altına gerilemiş durumda. Benzer biçimde, 2002’de ortalama emekli aylığının kişi başına düşen GSYH’ye oranı yüzde 46,4 iken, 2025 itibarıyla bu oran yüzde 29’a düşmüş. Daha da çarpıcı olan ise şu: 2002 yılında çalışan ya da iş arayan emeklilerin oranı yüzde 36,6 iken, Aralık 2024’te bu oran yüzde 65,7’ye³ yükselmiş. Kısacası emeklilik, dinlenmenin değil; yeni bir mesainin adı hâline gelmiş.
Emekli olmuş vatandaşını sefalete mahkûm eden bu rejimin kimleri “vatandaş” yaptığına baktığımızda ise, karşımıza gerçekten de fecaat arz eden bir tablo çıkıyor. Kısa Dalga'dan Hale Gönültaş'ın haberini aynen paylaşıyorum⁴: “Savcılık belgelerine göre, çatışma bölgelerinde aktif rol aldığı belirlenen üç IŞİD militanının aileleriyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı aldığı, 19 örgüt mensubunun ise il göç idarelerinden yabancı kimlik ve geçici koruma statüsüyle Türkiye’de yaşadığı ortaya çıktı.
Yemen vatandaşı Abdulkafi Abdulazız Alshameri’nin, 2015 ila 2020 yılları arasında ikamet izniyle bulunduğu Türkiye’de İstanbul Kültür Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Bölümü’nde öğrenci olduğu, aynı zamanda üniversitede staj yaparak SGK’sının yapıldığı tespit edildi. Söz konusu militanın IŞİD’in propaganda videolarında yer aldığı, örgüt kontrolündeki bölgelerde lokanta tarzı bir mekânda IŞİD militanlarıyla yemek yerken görüntülendiği belirlendi.”
Sizler şaşırdınız mı bilmiyorum ama inanın ben hiç şaşırmadım. Özellikle son on yılda, vatandaşlık ve oturma izni süreçlerinin ne denli gevşek, ne denli lakayt yürütüldüğüne dair açık kaynaklardan o kadar çok haber, belge ve makale okudum ki; aksini görmek bugün artık benim için daha şaşırtıcı olurdu. Nitekim vatandaşlık almış bir Suriyelinin vatandaşlığa alınırken yapılan mülakat ile ilgili anlattıkları, vaziyetin vardığı noktayı kavramak için fazlasıyla yeterli.⁵
“Görüşme çok kısa sürdü. Odada beş görüşmeci vardı ve bana sadece yemek yapıp yapamadığımı sordular. 'Evet' dedim, sonra hangi yemeği sevdiğimi sordular. Pilavı sevdiğimi söyledim; 'Yanına salata da eklemelisiniz' diye yanıt verdiler. Görüşmeyi çok saçma buldum. Çok iyi hazırlanmıştım ve hatta Türk tarihi bile çalışmıştım, [bu konuda] soru sorabileceklerini düşünerek. Ancak sadece yemek yapma konusunda soru sordular. O gün yaklaşık 30 kişiyle görüşme yapılıyordu. Tüm görüşmeler 3-5 dakika içinde tamamlandı. Çok ciddiyetsiz bir süreçti [ama] bize vatandaşlık verdiler.”⁶
Emekliye sabır telkin eden, yoksulluğu kaderle açıklayan bu düzen; konu “vatandaşlık” gibi bir ülkenin siyasi, kültürel ve sosyolojik hudutlarını belirleyen en temel bağa gelince şaşırtıcı bir cömertlik gösterebiliyor. Emekli olmuş vatandaşına üç kuruşluk bir maaş artışı için kılı kırk yaran rical-i devletimiz, yabancıya vatandaşlık mevzusu oldu mu muazzam bir esneklik sergilemekten geri durmuyor.
Mesele tam da burada düğümleniyor: Kendi yurttaşına insanca bir yaşam sunamayan bu son derece “eli sıkı” rejim, başkalarına -vatandaşlık verme noktasında- bu kadar cömert davranırken, aslında kimi ve neyi “makbul vatandaş” saydığını bize çoktan ilan etmiş olmuyor mu? İstanbul’un uzak ilçelerinin buz gibi havasında bile, cevaplanması gereken asıl soru bence bu.
¹ Türk-İş. (2026, Ocak). Ocak 2026 açlık ve yoksulluk sınırı. https://www.turkis.org.tr/turk-is-ocak-2026-aclik-ve-yoksulluk-siniri/
² Şenocaklı, M. (2025, 12 Aralık). Emeklilerin evi artık ucuz otel odaları! Gazete Oksijen. https://gazeteoksijen.com/yazarlar/mine-senocakli/emeklilerin-evi-artik-ucuz-otel-odalari-259273
³ DİSK-AR. (2025, 13 Temmuz). Türkiye’de emeklilerin durumu: Emekli aylıkları, emekli sayıları ve ayrılan kaynaklar araştırması yayımlandı! https://disk.org.tr/2025/07/turkiyede-emeklilerin-durumu-emekli-ayliklari-emekli-sayilari-ve-ayrilan-kaynaklar-arastirmasi-yayimlandi/
⁴ Kısa Dalga. (2026, 12 Ocak). IŞİD’lilere vatandaşlık ve kimlik verilmiş: Savcılık belgeleri ile ortaya çıktı. https://kisadalga.net/haber/ozel-haber/isidlilere-vatandaslik-ve-kimlik-verilmis-savcilik-belgeleri-ile-ortaya-cikti-136361
⁵ Mencutek, Z. S., & Bartholoma, S. (2025). Governance of citizenship in Turkey: Exceptional citizenship for Syrians amidst a protracted refugee crisis. Journal of Immigrant & Refugee Studies, 23(3), 450–468, s. 462.
⁶ "The interview was too short. Five interviewers were in the room, and they only asked me whether I could cook. I said yes, and then they asked which meal I liked. I mentioned rice; they responded, ‘You should add a salad.’ I found the interview very absurd. I had gone very prepared and even studied Turkish history, considering that they might ask [about it]. However, they only asked about cooking. On that day, around 30 people were being interviewed. All the interviews were done in 3–5 minutes. It was a very unserious process [but] they granted us citizenship “



















































































































