Savaşlar çoğu zaman kısa sürmesi tasarlanan operasyonlar olarak başlar; ama nadiren kısa sürer. Herkes hızlı bir zafer hayali kurar, fakat çoğu zaman geriye yalnızca yıkılmış şehirler, yerinden edilmiş milyonlar ve yeniden çizilmiş güç dengeleri kalır. Birinci Dünya Harbi bunun en ibretlik misalidir. Schlieffen Planı’yla aylar hatta belki de haftalar içinde sonuçlanacağı sanılan bir hesaplaşma, yıllara yayılan bir felakete, bir medeniyetin çözülüşüne dönüşmüştür.
28 Şubat günü İran’a ilk bombalar düştüğünde ABD-İsrail ittifakının temel varsayımı oldukça netti: İran’ın, başta dini lider Ali Hamaney olmak üzere, üst düzey kadroları tasfiye edilecek; zaten uzun süredir canı burnunda olan ve ekonomik sıkıntılarla boğuşan halk da başsız kalan bu rejime karşı sokaklara dökülecek ve rejim birkaç hafta içinde fiilen çözülme sürecine girecekti.
Ancak gömleğin ilk düğmesi daha ilk günden yanlış iliklendi. Evet, İran’da birçok üst düzey askeri ve siyasi isim hedef alındı; bazıları ortadan kaldırıldı. Ama ortaya çıkan tablo bir çöküş fotoğrafı olmadı. Bilakis, tam bir kenetlenme görüntüsü ortaya çıktı. İran toplumu, bütün iç gerilimlerine ve rejime dönük haklı eleştirilerine rağmen, dışarıdan gelen saldırı karşısında klasik bir refleks gösterdi: Safları sıkılaştırmak.
Üstelik savaşın askeri boyutunda da hesapları daha karmaşık hale getiren gelişmeler yaşandı. İran, muhtemelen Çin ve/veya Rusya’dan aldığı uydu desteği sayesinde önemli bir karşı saldırı kapasitesi geliştirdi. SİHA’lar ve füzeler aracılığıyla hem İsrail’i hem de Körfez’deki ABD üslerini hedef alan kayda değer saldırılar düzenledi. Bir yandan dünyanın ve bölgenin önemli finans ve turizm merkezlerinden sayılan Körfez ülkelerinde ciddi zayiatlar yaratırken, diğer yandan Hürmüz Boğazı’nı kapatma hamlesiyle küresel enerji yollarını tehdit eden yeni bir denklemin kapısını araladı.
Bu yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla savaş on yedinci günü girmiş durumda. Şahsi gözlemim ABD-İsrail ikilisi açısından savaşın stratejik bir sıkışma haline geldiğidir. Ortada çöken, geri adım atmaya zorlanan bir İran rejimi gözükmüyor. Buna karşılık giderek karmaşıklaşan bir bölgesel kriz görüntüsü gün geçtikçe belirgin hale geliyor.
Cevaplanmayı bekleyen sorular ziyadesiyle fazla. Hürmüz dolayısıyla mütemadiyen artan petrol fiyatları küresel düzeyde daha ne kadar tolere edilebilir? ABD, bunun için Hark Adası’nı işgal eder mi?
Veya füze savunma stokları tükenme noktasına gelen İsrail¹ İran’a karşı nükleer silaha başvurur mu? ABD siyasetini yıllardır kuşatan Evanjelik hezeyanlar yeniden devreye girer mi? Paul White Cain gibi akıl sağlığı konusunda ciddi soru işaretleri uyandıran figürler yeniden Beyaz Saray koridorlarında dolaşıp istihare seanslarına mı oturur?
Rusya ve Çin bu meselede ABD-İsrail ittifakıyla doğrudan bir çatışmayı göze alır mı? Yoksa Rusya, Ukrayna konusunda bazı tavizler koparıp -tıpkı bir dönem Esad konusunda yaptığı gibi- İran’ı kendi kaderiyle baş başa bırakmayı mı tercih eder? Çin ise küresel ticaret yollarını riske atmamak adına bu krizi uzaktan izleyen temkinli bir güç olarak mı kalır?
Ve en önemlisi bir kara harekatı gündeme gelir mi? ABD bu harekatı, 22 Şubat günü Tahran'daki yönetime karşı ittifak kurduklarını² açıklayan Kürt örgütleriyle yaparsa muvaffak olur mu? Yoksa devreye NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye mi girer?
İSMET İNÖNÜ’NÜN HAYALETİ!
Türkiye, zahiri düzlemde dengeli ve itidalli bir görüntü çiziyor. Ancak perde arkasında bir dizi pazarlığın yürüdüğünü düşünmek için de yeterince işaret var. Nitekim eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın, Halkbank davasına atıfla sarf ettiği “İsrail ile başladı, İsrail ile bitti” ³ sözlerinin bu açıdan kayda değer olduğunu belirtmek gerekir. Benzer şekilde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “İran’ın hiçbir ayrım yapmadan bütün buraları (Körfez ülkelerini) bombalaması inanılmaz derecede yanlış bir strateji” ifadeleri⁴ ve Devlet Bahçeli’nin “Şartlar bir gün başka coğrafyaları yönetme imkânı verirse, o ânın koşullarına göre yeni bir jeopolitik oluşturma fırsatı doğabilir.” ⁵ demesi Ankara’nın meseleyi yalnızca diplomatik bir mesafe ile izlemediğini gösteriyor.
Öte yandan iç politikada ismini bile anmak istemediğim bazı mide bulandırıcı figürlerin mezhep üzerinden yürüttüğü kışkırtıcı söylemler de dikkat çekici. Savaşın bölgesel bir yangına dönüşme ihtimalinin konuşulduğu bir dönemde bu tür söylemlerin tesadüf olup olmadığı sorusu ister istemez akla geliyor.
Tabii bir de Anadolu Ajansı’nın servis ettiği bazı haberler var. Özellikle “İran’ın çaresizliğinde F-35 ilklere imza atıyor” ⁶ başlıklı haber, yalnızca askeri bir gelişmenin aktarılması olarak değil, aynı zamanda Washington’a gönderilen ince bir mesaj olarak da okunabilir.
Elbette bunların yanında Hakan Fidan’ın Türkiye’nin önceliğinin çatışma dışında kalmak olduğunu vurgulaması⁷, Adana’da etkisiz hale getirilen füze hakkında Millî Savunma Bakanlığı’nın “İran’dan ateşlenerek Türk hava sahasına giren” ⁸ ifadesiyle soğukkanlı bir üslup benimsemesi veya geçmişte Şia’yı hedef alan⁹ Erdoğan’ın “Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Tek bir dinimiz var, o da İslam.” ¹⁰ sözleri de ayrıca not edilmelidir.
Bütün bu karmaşık denklemin içinde Türkiye için en akılcı yolun itidalli bir çizgide ilerlemek olduğu açıktır. Tarihin ironisi ise tam burada devreye giriyor. İsmet İnönü’yü yıllarca yerden yere vuran İslamcı güruh, bugün aynı imtihanla karşı karşıya: Türkiye’yi böylesi bir fırtınanın dışında tutabilmek. Bakalım İnönü’nün o küçümsedikleri ihtiyatlı ve dengeci maharetini gösterebilecekler mi?
Ne demiş şair:
"Allah insanı iddiasıyla vurur"
¹ “İddia: İsrail’in füze savunma stokları tükenme noktasında,” BirGün, 15 Mart 2026, https://www.birgun.net/haber/iddia-israilin-fuze-savunma-stoklari-tukenme-noktasinda-699660
² “İran–İsrail gerilimi: Çatışmanın bölgesel etkileri ve olası senaryolar,” BBC News Türkçe, erişim tarihi 17 Mart 2026, https://www.bbc.com/turkce/articles/c795v1jq057o
³ “Halkbank davasında hapis yatan Hakan Atilla’dan çarpıcı açıklamalar,” BirGün, erişim tarihi 17 Mart 2026, https://www.birgun.net/haber/halkbank-davasinda-hapis-yatan-hakan-atilla-dan-carpici-aciklamalar-699809
⁴ “Bakan Fidan: İran'ın hiçbir ayrım yapmadan Körfez ülkelerini bombalaması yanlış bir strateji,” Anadolu Ajansı, erişim tarihi 17 Mart 2026, https://www.aa.com.tr/tr/politika/bakan-fidan-iranin-hicbir-ayrim-yapmadan-korfez-ulkelerini-bombalamasi-yanlis-bir-strateji/3848800
⁵ “MHP Genel Başkanı Bahçeli: Türkiye’nin güvenliği, bekası, iç barış ve huzur ortamıdır,” Independent Türkçe, erişim tarihi 17 Mart 2026, https://www.indyturk.com/node/773665
⁶ “AA’nın F-35 haberi tartışma yarattı: Tepkiler sonrası yayından kaldırıldı,” Medyaradar, erişim tarihi 17 Mart 2026, https://www.medyaradar.net/aanin-f-35-haberi-tartisma-yaratti-tepkiler-sonrasi-yayindan-kaldirildi-haberi-2232476
⁷ “Dışişleri Bakanı Fidan: Türkiye'nin önceliği çatışmanın dışında kalmak,” ANKA Haber Ajansı, erişim tarihi 17 Mart 2026,
https://ankahaber.net/haber/detay/disisleri_bakani_fidan_turkiyenin_onceligi_catismanin_disinda_kalmak_298952
⁸ “MSB: Türk hava sahasına giren balistik mühimmat NATO unsurlarınca etkisiz hale getirildi,” Euronews Türkçe, erişim tarihi 17 Mart 2026,
https://tr.euronews.com/2026/03/09/msb-irandan-atilan-balistik-fuze-gaziantep-uzerinde-imha-edildi
⁹ “İçindeki mezhepçiyi yine tutamadı: ‘Şia bunların eline su dökemez’,” Diken, erişim tarihi 17 Mart 2026,
https://www.diken.com.tr/icindeki-mezhepciyi-yine-tutamadi-sia-bunlarin-eline-su-dokemez/
¹⁰ “Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kardeş İran halkına ‘bu Şii’dir, bu Sünni’dir diye bakmadık ve bakmıyoruz,” İLKHA, erişim tarihi 17 Mart 2026,
https://ilkha.com/guncel/cumhurbaskani-erdogan-kardes-iran-halkina-bu-siidir-bu-sunnidir-diye-bakmadik-ve-bakmiyoruz-517444



















































































































