Roma tarihinin dönüm noktalarından biri, Julius Caesar’ın M.Ö. 49’da ordusuyla birlikte Rubicon Nehri’ni geçmesidir. O ana kadar, o nehir bir sınırı - askeri olduğu kadar hukuki, hatta sembolik bir sınırı- temsil ediyordu. Cumhuriyet’in yasalarına göre hiçbir komutan, ordusuyla birlikte o hattı aşamazdı. Caesar geçti, “alea iacta est” dedi; zar atıldı ve ok yaydan çıktı. Artık geri dönüş yoktu. Roma Cumhuriyeti’nin ömrü, o geçişin ardından kısalmaya başladı.
“Artık o kadarı da olmaz dediğimiz” her olaydan sonra aklıma bu deyim geliyor nedense! Bir sabah kalkıyoruz. Önce şaşırıyoruz. Sonra şaşkınlığın yerini kızgınlık alıyor. Peşinden o kızgınlıkla telefona sarılıyoruz. Ardından gelsin twitler, gitsin Instagram hikayeleri… En sonunda da İstiklal Marşı ve kapanış!
Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi işimize gidiyoruz, markete uğruyoruz, akşam haberlerine yine aynı yüzlerle bakıyoruz; anlamsızca ekran kaydırıyoruz. Sanki bir önceki gün yaşanan “o kadarı da olmaz” olay hiç yaşanmamış gibi. Ama yaşandı. Ve her defasında bir sınır daha geçildi.
“Bilmem çok eskiye gitmeye gerek var mı?” diyeceğim ama çok eskiden de bahsetmiyoruz aslında. Ülkenin rejimi değişeli daha on yıl bile olmadı. Milyonlarca mühürsüz zarf ve pusula kanuna aykırı bir şekilde alenen geçerli sayıldı. Bir iki mırıldandık; sonra, ısıtılan kurbağa misali, alıştık.
Hangi birini sayalım bilmem ki! Bir mahkemenin gerekçeli kararında Kur’an âyetine atıf yapıldı.¹ Anayasasında “laik” yazan bir devlette, ne hikmetse yer yerinden oynamadı. Herkes bu hukuk garabetini “duymamış gibi” yaptı. Laikliğin içi o gün bir kez daha boşaltıldı; hukuk dili sekülerliğini yitirdi. Artık mahkeme salonlarında bile hukuk değil, iman konuşuyordu. O gün de “ya o kadarı da olmaz” dedik. Oldu.
Yine aynı anayasada “laik” yazıyordu ama adlî yıl açılışı dualarla yapıldı.² Herkes abdestini alıp hazır bulundu. Büyük bir huşu içinde eller semaya kalktı, hep bir ağızdan “âmin” dendi. Devletin zirvesi, mahkeme başkanları, protokol sıraları... Tören bitince, hayat da bildiği gibi akmaya devam etti. Ona da alıştık.
Biz hâlâ “acaba Rubicon geçildi mi?” diye düşünürken Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’ne posta koydu! “Senin kararın beni bağlamaz” dedi; “uygulamıyorum”. Bir yüksek mahkeme, bir diğerine açıkça meydan okudu. “Hukukun üstünlüğü” yerini "üstünlerin hukuku”na bıraktı. Cumhuriyet’in kurumsal hafızası, bir kez daha daraldı.
Derken yüzüncü yıla geldik. Hiçbirimiz elinde kılıçla Cumhuriyet’in kurucusuna cami kürsüsünden hakaret eden bir rejimden görkemli bir kutlama beklemiyorduk zaten. Hamdolsun hayal kırıklığına uğramadık! Muhterem Reis-i Cumhur, sıraya dizilmiş savaş gemilerini ve güvertedeki askerleri Dolmabahçe Sarayı’nda değil Vahdettin Köşkü’nde selamladı. Buradaki sembolik meydana okumaya gözümüzü kapadık. Açtığımızda “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen teğmenlerin ihracını gördük.
Ve bugün sıra TELE 1’e geldi. Ortada bırakın mahkûmiyet kararını, iddianame bile yok. Sadece bir karar, bir imza, bir sessizlik… Devlet, artık yalnızca muhalefeti bastırmıyor; muhalefet edebilme ihtimalini de kamulaştırıyor. Yeni Tuncay Güney’ler ile aynı senaryo, farklı figüranlar... Bir tür millî dejavu programı, her on yılda bir yeniden yayında!
Biliyorum, unuttuğum ve yazamadığım çok şey var. Herkes kendi meşrebince o boşlukları doldurup “sarı öküzün ne zaman kaybedildiğine” karar versin! Ama şu bir gerçek ki bir ülke her sabah bir özgürlüğünü kaybedip akşam yemeğinde bunu unutuyorsa, orada Rubicon çoktan geçilmiştir. Çünkü otoriterlik bir günde gelmez; küçük alışkanlıklarla yerleşir. İnsan önce şaşırma refleksini kaybeder, sonra öfkesini. Geriye sadece kabullenme kalır ki, o da en sessiz itaattir.
GERÇEK “YAVRU VATAN” NERESİ?
Bir de itaat etmeyenler var tabii. Hemen yanı başımızda. Mersin’den ortalama yetmiş kilometre civarı; feribotla bir buçuk saat… Ama aramızdaki mesafe çok daha büyük. Çünkü orada, Kuzey Kıbrıs’ta insanlar hâlâ “laiklik”, “hukuk” ve “egemenlik” kelimelerini hatırlıyor. Türkiye’den gönderilen imam ordusuna, dayatılan tarikatlara, Ankara’dan biçilen ideolojik gömleğe karşı ayağa kalkıyorlar.
Orada da Anayasa Mahkemesi var mesela. Din İşleri Başkanlığı’nın Kuran kursu açma girişimi reddediyor. Gerekçeli kararında “Halkın öğrenim ve eğitim gereksinimlerini sağlamak Devlet’in başta gelen ödevlerindendir. Devlet, bu ödevini, Atatürk İlkeleri ve Devrimleri doğrultusunda, ulusal kültür ve manevi değerlerle bezenmiş bir muhteva, çağın ve teknolojinin gelişmesine, kişinin ve toplumun istek ve gereksinimlerine yanıt verecek planlı bir şekilde yerine getirir” diyor.³ “Karardan dönülmezse adımlarımız farklı olur” ⁴ tehditlerine aldırmıyor.
Orada sahici sendikalar, sivil toplum örgütleri var. Beğenmedikleri bir şey olduğunda sokağa çıkıp “Kıbrıs laiktir, laik kalacak!” ya da “İmam değil öğretmen istiyoruz!” diye bağırıyorlar.⁵ Ne “jakoben” diye saldıran sözde liberaller var; ne de “laikçi teyze” diyerek istihza eden ultra entel İslamcılar ve sol-liberaller.
Orada, bir halk, bizim soydaşlarımız, bir vakitler birlikte cepheye koştuğumuz insanlar, hâlâ Cumhuriyet refleksini koruyor. Bizse hâlâ onlara “yavru vatan” diyoruz. Aslında bir yavru, bir evlat gibi bir şeyler öğrenmeye muhtaç olan bizleriz. Suyunu bile bizden alan, bizim dışımızda kimsenin tanımadığı, her şeyiyle bize bağlı bir devletin yurttaşları bugün bize büyüklüğün yüzölçümünde değil, ilkede olduğunu gösteriyor. “Anavatan”ın unuttuğu değerlere sahip çıkan son Cumhuriyetçiler onlar artık.
Ve elbette Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamayı da en çok onlar hak ediyor.
¹ Yurtsever. (2020, 29 Temmuz). Mahkeme şeriatı getirdi: Karar gerekçesinde ayete atıf. Yurtsever TV. https://yurtsever.org.tr/2020/mahkeme-seriati-getirdi-karar-gerekcesinde-ayete-atif-374927/
² Gün 2021, 3 Eylül. Mehmet Gün. “Yeni adli yılda cübbe ve dua tartışması gerçekleri örtüyor.” YetkinReport. https://yetkinreport.com/2021/09/03/yeni-adli-yilda-cubbe-ve-dua-tartismasi-gercekleri-ortuyor/ (yetkinreport.com)
³ KKTC Anayasa Mahkemesi. (2021). Anayasa Mahkemesi Kararı: Din İşleri Dairesi (Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları) (Değişiklik) Yasası’nın iptali hakkında karar (1 D.3/2021). Yüksek Yönetim Denetçisi (Ombudsman). https://ombudsman.gov.ct.tr/DUYURULAR/kktc-anayasas%C4%B1-mahkemesi-karar%C4%B1n%C4%B1n-tam-metni
⁴ BBC News Türkçe. (16 Nisan 2021). Kuzey Kıbrıs’ta ‘Kur’an kursları’ tartışması nasıl başladı, Türkiye neden tepkili? https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-56771788
⁵ “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) liselerde ve ortaokullarda öğrencilerin başörtüsü takmasının serbest bırakılması, Salı günü başkent Lefkoşa'da protesto edildi. Çok sayıda sendika, sivil toplum örgütü ve siyasi partinin katıldığı protesto gösterilerinde 'Geçit Yok' ve 'Kıbrıs laiktir, laik kalacak' sloganları atıldı. KKTC liderlerinden Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ın çocukları Mehmet Küçük ve Serdar Denktaş da eylemlere katılarak destek verdi.” (https://tr.euronews.com/2025/04/10/kktcde-basortusu-eylemleri-tartismalar-nasil-basladi)



















































































































