2012–2015 arasında yürütülen Birinci Çöz(ül)m(e) Süreci’nin benim için en çarpıcı tarafı, meselenin özünden çok iki tarafın kendi kamuoylarına dönük tavrıydı. Hükümet, kontrol ettiği medya kanallarını sanki dev bir “bulanıklaştırma makinesi” gibi çalıştırıyor; ne olup bittiğini anlatmak yerine, siyasi vasatın ruhuna uygun üç beş sloganı (“barış”, “analar ağlamasın”, “kan dursun”) sürekli döndürerek toplumun hafızasına sis püskürtüyordu. Böylece gerçek mesele, yani kimin kiminle neyi konuştuğu, hangi tavizlerin masada olduğu, nasıl bir yol haritası çizildiği tamamen örtülüyordu.
Buna mukabil PKK cephesinde saklanacak pek bir şey yoktu; zira onlar kendi kamuoylarına karşı hiçbir zaman “mahcup” davranmadılar. Taleplerini, niyetlerini, hedefledikleri siyasi düzeni; kiminle neyi pazarlık ettiklerini ve neye razı olup olmadıklarını çoğu zaman çekinmeden açık açık söylüyorlardı. Biz de, kendi ülkemizde olup biteni anlamak için, yasaklı sitelere VPN ile sızarak örgütün yayın organlarını takip etmek zorundaydık.
Son bir haftadır yaşananlara bakınca, “tarih tekerrür eder de bu kadar mı tekerrür eder” demekten kendimi alamadım. Evet… Bahse konu ülke Türkiye, iktidar da AKP ise, tekerrür eder. Öyle bir tekerrür eder ki, insan ister istemez “acaba arşiv görüntüsü mü izliyorum?” diye kendi aklından şüphe eder.
İmralı’ya, bebek katili Öcalan’ın ayağına gidecek(insan yazarken bile utanıyor) heyetin AKP’li üyesi Hüseyin Yayman… PKK’nın yayın organı Mezopotamya Haber Ajansı, komisyondaki heyetin adaya gidip Öcalan’la görüştüğünü ve çoktan geri döndüğünü haberleştiriyor. Haber ortalığa düşünce Yayman, sanki ilk kez duyuyormuş gibi bir refleksle inkâra sarılıyor: “Bu bilgi yanlış. Ben adaya gitmedim, kimin gittiğini de bilmiyorum. Bilginin doğruluk payı yoktur. Önümüzdeki günlerde belli olacak.”
Sonra ne oluyor? Elbette olan oluyor. Heyetin çoktan İmralı’ya gidip döndüğünü, görüşmenin tamamlandığını öğreniyoruz. Yani Yayman’ın “kimin gittiğini bilmiyorum” dediği heyette aslında kendisi de var. Lakin kendisinin bundan haberi yok! En azından olmadığını iddia ediyor!
Peki, malum heyet bebek katiliyle ne konuşmuş olabilir? İşte burası tam bir muamma. Daha doğrusu, devletin resmî kaynaklarını takip eden ve “şeffaflık” beklentisini hâlâ içinden atamamış saf vatandaş için muamma. Yoksa VPN’si olanların gözünde durum gayet net. Açıyoruz VPN’yi; giriyoruz Mezopotamya Haber Ajansı’na ve karşımızda “yaz kızım” Gülistan Koçyiğit!
Okuyalım bakalım megaloman, narsist bebek katili neler demiş? Görüşmede neler konuşulmuş? PKK kanadı meseleyi ve bu görüşmeyi nasıl yorumluyormuş? Buyurun, İmralı Dili ve Edebiyatı’nın satır aralarına birlikte dalalım.
İMRALI DİLİ VE EDEBİYATI!
“Sayın Öcalan sadece silah bırakma meselesinin, sadece PKK'nin fesih meselesinin muhatabı değildir. Aynı zamanda Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün de muhatabıdır.”
Şair burada, “Bebek katilini bir tür bölgesel bilge kişi, bir Kürt Montesquieu’su olarak görün. Zaten Öcalan’ı sadece örgütün lideri olarak görmek çok sığ olur, biz kendisini biraz daha büyütmek istiyoruz. Terör lideri olmaktan ziyade, bölgesel bir vizyoner olarak parlatmanın zamanı geldi de geçiyor” demek istiyor.
“Siyasi bir muhatap olarak görmek istemeyen, siyasi muhataplığının önüne geçmek isteyen bir akıl olduğunu görüyoruz. ”
Şair burada, “Devletin terörle mücadele perspektifini ‘akıl’ diye niteleyip küçültelim ki bizim yeni politik jargona yer açılsın” demek istiyor.
“Sayın Öcalan’ın CHP’ye ilişkin düşünceleri biliniyor… Cumhuriyetin kurucu partisini önemsediğini… Keşke CHP de gelseydi.”
Hmm… Kendini akıllı zanneden bir vasat zekalıyla karşı karşıyayız! Diyor ki, “Süreci meşrulaştırmak için CHP’ye de bir sarı zarf atalım; AKP ile el ele oturmak tuhaf kaçıyor, yanımıza bir de ‘kurucu parti aksesuarı’ koyarsak fotoğraf daha düzgün çıkar.”
Sonrasında İmralı Tarih Kulübü’nün acil toplantısına geçiyoruz. Toplantı ne kelime! Adeta İmralı Üniversitesi’nin yüksek lisans semineri!
“Sayın Öcalan görüşmede Kürt ve Türk ilişkilerinin tarihsel arka planını anlattı. Malazgirt ittifakı, Alparslan’ın Kürt beylikleriyle ilişkisi, Sultan Sencer, Osmanlı’nın çözülüşünde Kürt isyanları, Abdülhamid ve Hamidiye Alayları, Kurtuluş Savaşı, Selahaddin Eyyubi ve Kudüs’ün fethi…”
Malazgirt’ten Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Eyyubiler’e, oradan Cumhuriyet’e uzanan bu “alternatif tarih dersi”nin tek amacı bebek katilinin faaliyetlerini tarihsel bir zorunluluk gibi göstermek.
“Şeyh Sait İsyanı… İsyanın 1921’de değil 1925’te çıkmasının nedeni… Ümmet anlayışı… Ulus-devletin hakimiyeti…”
Şair burada çok kurnaz! Demek istiyor ki:
“Türk ulus devleti tarihin olağan akışında bir sapmadır, bir reklam arasıdır. Asıl norm, ümmettir. Benim yapmak istediğim de ‘bu millet’i aslına rücu ettirmek.”
Bilmem bu jargon sizlere de tanıdık geliyor mu?
Sonrasında -tabiri caizse- zurnanın zırt dediği yere, yani Suriye–YPG meselesine geliyoruz. Öğreniyoruz ki bebek katilinin Suriye özelinde “olmazsa olmaz” diye sunduğu temel şey yerel demokrasiymiş! Tabi siz bunu şöyle okuyun: “Bize şimdilik küçük, sevimli bir kanton verin; adına demokrasi diyelim. Nasıl olsa bıldırcın kebabı gibi yutacak bir sürü yarım akıllı, reiki aromalı tütsüden bilinci kaymış Cihangir solcusu var. Konjonktür değişirse ileride bağımsızlık olabilir, onu o aşamada konuşuruz. Şimdilik kanton yeterli.”
Başka neler yumurtlamış Suriye için?
“Türkiye’de mesele bir ikilik üzerinden tartışılıyor; YPG silah bırakacak mı, silah bırakmayacak mı? … Bu anlamıyla özellikle silahlı güçlerin orduya entegrasyonu ama aynı zamanda yerel asayiş güçlerinin olması gerektiğini dile getirdi. Birini İçişleri Bakanlığı, diğerini Millî Savunma Bakanlığı olarak ifade etti. ‘İkili düşünebilirsiniz’ dedi. Biri Millî Savunma Bakanlığı’na ordu olarak entegre olacak. Yerel asayiş güçleri ise İçişleri Bakanlığı’na bağlı yerel asayiş olacak. ‘Onun gibi düşünülebilir’ denildi. Bu konunun etraflıca tartışılması gerektiğinin altını çizdi.”
Deşifresi: “YPG silah mı bırakacak? Ne münasebet! IŞİD’le savaşı PR’a dönüştürmüşüm, Batı’da sempati toplamışım, petrol bölgesine çökmüşüm; üstelik etnik temizlik yapmama rağmen kimse görmemiş, duymamış. Keriz miyim ben silah bırakacağım? Kendisini Henry Kissinger zanneden Davutoğlu’nun aklına uyup Suriye’de devlet enkazı oluştururken bana mı sordunuz?”
“Bu sürecin başarılı olması gerektiğini, başarılı olmasını istemeyen yapılar olduğunu, en azından bir darbe mekaniği vurgusunu dile getirdi.”
Şair burada, “Tayyip Erdoğan anketlere bakıp biraz çekingen görünüyor. Ona bir 15 Temmuz hatırlatması yapayım da yeniden ateşlensin!” demek istiyor.
“Evet, İsrail’in Ortadoğu’da yapmak istediğine dair belli vurguları oldu. Özellikle Abraham Anlaşmaları üzerinden nasıl Ortadoğu’yu dizayn etmek istediklerini, nasıl bölgesel bir güç olmak istediklerini anlattı. İsrail’in bir Kürt gücüne yaslanarak bundan sonra var olmak istediğini ifade etti. Bu anlamıyla bütün bölgesel gelişmeleri iyi okumak gerektiğine dair bir değerlendirmesi oldu ve tarihsel akış içerisinde Kürtlerin üzerine sürekli hesap yapan birçok gücün olduğunu da ekledi.”
Aba altında sopa göstermenin en kıvrak versiyonu! “Bizi sakın hafife alma Türkiye; anlaşmazsanız İsrail’in metresi olur başınıza türlü çoraplar öreriz!”
İmralı Dili ve Edebiyatı dersi bu kadar! Tarih, jeopolitik, tehdit, şantaj… 32 kısım tekmili birden ne ararsanız bu edebiyatta mevcut! Anlaşılan o ki ilk sezon iyi reyting yapmış; şimdi aynı dizinin -birkaç ilave oyuncuyla- devamını çekiyorlar. Finali aslında hepimiz biliyoruz ama ben yine de spoiler verip seyir zevkinizi bozmayayım.
İyi seyirler!



















































































































