Rahmetli Süleyman Demirel, “Siyasette yirmi dört saat çok uzun bir süredir” derdi. Başka ülkeler için ne kadar geçerlidir bilemem; fakat bu söz, bizim memleketin siyaset terazisine öyle bir oturur ki, adeta yalnızca burası için söylenmiş sanırsınız. Zira bizler her güne başka bir havayla, başka bir ihtimalle uyanırız. Dün imkânsız dediğimiz şey bugün sıradanlaşır; dün kesin hüküm gibi duran sözler, ertesi gün bambaşka bir cümlenin gölgesinde eriyip gider. Yirmi dört saat içinde öyle değişimler yaşanır ki, sabah “beyaz” denilene akşam “siyah” demek artık kimseyi şaşırtmaz. Özetle bu ülkede her şey mümkündür; her söz geçicidir ve her dönüşüm, ertesi sabahın yeni “normal"ine hazırlıktır.
Geçtiğimiz hafta, 10 Kasım vesilesiyle muhterem Reis-i Cumhur Hazretleri kürsüye teşrif ederek hâzırûnu mest eden -yahut mest etmesi murad olunan- bir nutuk irâd buyurdu. Türkiye Yüzyılı’nın ihtişamlı sahifelerinden, savunma sanayinin medar-ı iftiharı âsârdan sitâyişle bahsetti. Lâkin nutkun bir mahallinde öyle bir kelimât sarf olundu ki, insanda gayr-i ihtiyârî “Bayram değil, seyran değil; eniştem beni niçin öptü?” sualini hatıra getiren bir tereddüt hâsıl oldu.
“Medya, sosyal medya ve siyasette 'Atatürk maskesi' takarak, bu millete ve milletin değerlerine düşmanlık edenlere nasıl karşıysak, İstiklal Harbimizi zafere ulaştırarak milletimizin önünde yeni bir yol açan Gazi Mustafa Kemal'e yönelik hakaretamiz ifadelere aynı şekilde karşıyız.”
“Ayasofya’da Gazi Paşa’ya -isim vermeden- laf çarpan eski Diyanet İşleri Başkanı mı acaba bu sözlerin muhatabı” diye saf saf düşünürken peş peşe “operasyon” haberleri düşmeye başladı. Gel gelelim burada o operasyon çocuklarının adını anıp TamgaTürk’ün sayfalarını kirletmeye hiç niyetim yok.
Gerek Erdoğan’ın bu konuşması(ki konuşmada hiç âdeti olmadığı halde defalarca Atatürk ifadesini kullandı); gerek Atatürk’ün ruhuna mevlid okutulması; gerek mezkûr operasyonlar; gerekse de Selanik’teki Atatürk Evi’nin elden geçirilip 10 Kasım’da yeniden açılacak şekilde parlatılması… Bütün bu Atatürk komplimanlarını nasıl okumalıyız? Yoksa, her seçimde barajları yıkıp “milli hükümet” kuran meşhur Türk büyüğünün buyurduğu gibi, “Tayyip Erdoğan Kemalizm’e teslim mi oldu?”
Eğer, gerçekler yerine mutlu eden yalanlarla yaşamak istiyorsanız bu soruya gönül rahatlığıyla “Evet” diyebilirsiniz. Ne var ki hakikat bu kadar da konforlu bir şey değil.
HAKİKATİN SOĞUK YÜZÜ
Mevcut rejimin Atatürk’le ilişkisi hiçbir zaman samimi bir çizgi taşımadı. 2013 öncesindeki -sözde- “vesayetle mücadele” döneminde yaşananları tekrarlamaya hacet var mı emin değilim. Sadece Mümtaz'er Türköne isimli ne olduğu herkesçe malum şahsın 2011 yılında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atanması bile o devrin hâl-i pür melâlini özetlemeye yeter.
15 Temmuz sonrasında tablo sanki biraz değişir gibi oldu. FETÖ’cü darbe girişimine karşı “milli birlik” söylemi tedavüle sokulurken, iktidarın şimdiye dek mesafeli durduğu Atatürk figürü de yeniden keşfedildi, yeniden hatırlanır oldu. Kimileri bu durumu, fazla iyimser bir okumayla, “Kemalizm’e teslim olmak” gibi değerlendirdi. Oysa ortada teslimiyet falan değil, iktidarın her kriz anında devreye soktuğu o kendine özgü pragmatizmin en çıplak hâli vardı.
İntihara teşebbüs eden bir gizli tanığın ifadesinin başka bir gizli tanığa aynen yapıştırıldığının iddia edildiği¹ ; “İBB Sosyal Tesislerindeki parkenin altında 2 milyon dolar bulundu"², "Kent Uzlaşısı’ adı altında terör örgütü PKK/KCK’ya 100 milyon dolardan fazla para aktarıldı"³ gibi “basın”da yer alan nice “suçlama”nın dahi yer almadığı İmamoğlu iddianamesine bakınca, bu pragmatizmin bir başka veçhesiyle karşı karşıya olduğumuz -görmek isteyenler için- açık bir şekilde görülüyor.
“Seçim sandık verilerinin Cumhuriyet Halk Partisi tüzel kişiliğinden usulsüz yayıldığı anlaşıldığından Anayasa 68–69. maddeleri ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu kapsamında gereğinin taktiri için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilecektir.”
Her ne kadar hemen ardından “Bir kısım medya organlarında belirtildiği gibi partinin kapatılmasına yönelik bir talep söz konusu değildir” denilerek jet hızında bir düzeltme yapılmış olsa da, ortada kocaman bir kelime oyunu duruyor. Evet, kâğıt üzerinde doğrudan bir kapatma talebi yok; fakat “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” üslubuyla verilmiş bir siyasi mesaj olduğu apaçık.
Toparlayalım.
Siyasete aklım ermeye başladığı günden beri -günümüz de dâhil- hemen her dönemde ve her meselede CHP’yi, Atatürk’ün kurduğu parti olmaktan uzaklaştığını düşündüğüm için eleştirdim. Özellikle -bugünlerde iktidar medyasının pek sevdiği- sabık genel başkan Kılıçdaroğlu döneminde, CHP’de Kemalist–Cumhuriyetçi ne kadar insan varsa evre evre tasfiye edildi; onların yerine “TR-705 Sezginler” ve Atatürk’e “Kefere Kemal” diyenler yerleştirildi. “1930’lar CHP’si olmayacağız” söylemi eşliğinde Cumhuriyet Halk Partisi, ambleminden başka kuruluş ruhu ve ilkeleriyle neredeyse bütün bağını kaybetmiş bir yapıya dönüştürüldü ve bütün bunlara rağmen seçim üstüne seçim kaybedildi.
Ancak Erdoğan’ın yetiştiği ve içselleştirdiği siyasal anlatıda CHP, ne kadar başkalaşmış olursa olsun, hâlâ Atatürk’ün partisidir; dolayısıyla uğursuzdur, mel’undur ve bertaraf edilmesi gereken bir yapıdır. Bizler CHP’yi “Atatürk’ün çizgisinden koptuğu için” eleştirirken, Erdoğan ve etrafındaki zihniyet onu “Atatürk’ün partisi olduğu için” düşmanlaştırır.
“Ebedî muhalefet” rolünde kaldığı sürece bastırılabilen, hatta seçmen konsolidasyonu açısından zaman zaman faydalı görülen bu düşmanlık, CHP’nin iktidar ihtimalinin belirginleşmesiyle artık dizginlenemez bir noktaya varmış; İmamoğlu iddianamesiyle birlikte ise kapatmaya kadar uzanabilecek bir merhaleye sıçramıştır. Bu nedenle son günlerde tanık olduğumuz fevkalade pragmatik Atatürk komplimanlarını, CHP’ye kurulan siyasi baskının makyajı olarak değerlendirmek ve meseleyi yalnız CHP’nin değil, bütün bir muhalefetin ortak meselesi olarak sahiplenmek gerekir.
¹ T24 Haber Merkezi. (2025, 13 Kasım). Özgür Özel’den İBB iddianamesinde gizli tanık çıkışı: Meşe’nin yerine İlke’yi koyup Meşe’nin ifadelerini İlke’ye şarj etmişler!. T24. https://t24.com.tr/haber/ozgur-ozel-tanik-beyani-ile-tutuklu-olan-kimse-yok-varsa-yarin-salalim-demislerdi-onlarca-arkadasimiz-tanik-beyaniyla-tutuklu-,1275781
² Yeni Akit. (2025, 19 Nisan). İBB Sosyal Tesislerinde Şok Gelişme: Parkenin Altından 2 Milyon Dolar Çıktı. https://www.yeniakit.com.tr/haber/ibb-sosyal-tesislerinde-sok-gelisme-parkenin-altindan-2-milyon-dolar-cikti-1927804.html
³Yeni Şafak. (2025, 22 Mart). PKK’ya 100 milyon dolar seçim rüşveti. https://www.yenisafak.com/gundem/pkkya-100-milyon-dolar-secim-rusveti-4686999



















































































































