Son yıllarda yaşanan her politik ya da toplumsal gelişmenin ardından “Eski Türkiye - Yeni Türkiye” karşılaştırmasına başvurmak adeta otomatik bir refleks haline geldi. Doğrusu, geleceğe dair ufkun daraldığı dönemlerde geçmişi hatırlamak, insanın zihninde ister istemez bir sığınak işlevi görür. Bu nedenle “Eski Türkiye” diye işaret edilen 2002 öncesi dönemin kimi zaman bir “Asr-ı Saadet” havasıyla yüceltilmesi, içinde bir miktar nostaljik abartı taşısa da, bütünüyle şaşırtıcı değildir. Mark Lilla’nın dediği gibi, “Her büyük toplumsal dönüşüm, geride birilerinin nostaljiyle anacağı bir taze Altın Çağ bırakır.” Bugün de, geçmişe dönük bakışın çoğu kez idealleştirilmiş bir perspektiften hareket ettiğini teslim etmek gerekir.
Ancak, bu “nostalji tuzağı”na düşmekten kaçınmak ne kadar elzemse, sırf nostaljiden kaçınacağız diye “Eski Türkiye”nin makbul yanlarını tümüyle görmezden gelmek de o kadar büyük bir yanılgıdır. Buradaki kritik nokta, geçmişi toptan yüceltmek ya da tümüyle mahkûm etmek değil; gerçeğin çoğu zaman siyah ve beyazın arasındaki gri bölgelerde saklı olduğunu kavrayabilmektir.
“ESKİ TÜRKİYE”DE BABALAR VE OĞULLARI
Türkiye’de çok partili hayata geçildiğinde, siyasetin merkezinde İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes ve Osman Bölükbaşı gibi güçlü figürler vardı. Bu liderlerin her biri, tıpkı bugünün siyasi aktörleri gibi, geniş kitleleri etkileyebilen, karizma ve otorite sahibiydi. Ancak dikkat çekici olan şudur ki hiçbiri siyasal mirasını aile içinde devretmedi. Ne Aydın Menderes, ne Erdal İnönü, ne de Deniz Bölükbaşı, babalarının bıraktığı yerden doğal bir halef olarak yükselebildi.
Benzer durumu bir sonraki kuşağın liderleri için de söyleyebiliriz. Hepsinin siyasi kariyerleri neredeyse ömür boyu sürmüştü. Gel gelelim Tuğrul Türkeş, Fatih Erbakan ve Ahmet Özal babalarının taşıdıkları bayrağı devralamadılar. Gerçi Demirel ve Ecevit’in halef ilan edebilecekleri bir evlatları hiç olmamıştı. Ama olsaydı da tablonun farklı olacağını söylemek güçtür.
Türk siyasetinin 2002 yılına kadarki serencamına bakınca buna benzer örnekleri çoğaltmak ziyadesiyle mümkün. Fakat 2002 sonrasında adım adım inşa edilen yeni siyasal düzen, yalnızca iktidar dağılımını değil, iktidarın nasıl devredileceği fikrini de kökten dönüştürdü. Cumhuriyet’in uzun yıllar boyunca koruduğu, gücün aile içinde kalmasını engelleyen siyasal refleksler ve teamüller zayıfladı; “siyasal mirasın aileye intikali” fikri ise giderek daha görünür ve daha meşru kılınmaya başlandı.
Bilmem sizlerin de dikkatini çekti mi; ancak özellikle son on yılda Bilal Erdoğan’ın kamusal alandaki görünürlüğünün belirgin biçimde arttığını görüyoruz. Başta TÜGVA olmak üzere, AKP iktidarının en önemli insan kaynağı ve kadro devşirme mekanizması haline gelen vakıf ağlarının zımni koordinatörü olması; hiçbir resmî görevi bulunmamasına rağmen birçok törende protokol sıralarında bakanların önünde yer alması¹ ve ulusal-uluslararası gençlik, kültür ve spor organizasyonlarında “temsil makamı” niteliğinde konumlandırılması², bu görünürlüğün rastlantısal olmadığını düşündürmektedir.
Muhtemeldir ki baba ile oğul arasındaki bu muhtemel halef-selef ilişkisi, AKP’nin mevcut güç dengeleri içerisinde -bazı itiraz ve homurdanmalar duyulsa dahi- genel hatlarıyla kabullenilebilir bir çerçevede karşılık bulacaktır. Zira parti içi meşruiyet, ideolojik yataylık üzerinden değil, lider figürü etrafında örülen sadakat ilişkileri üzerinden işlemektedir.
Aslında buradaki esas mesele, bir gün Bilal Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olup olmayacağı meselesi değildir. Mesele, Türkiye’nin Cumhuriyetçi iktidar devri mantığından, yani “hakimiyet-i milliye” düsturundan, “aile merkezli bir iktidar devamlılığı” anlayışına doğru kayıp kaymadığıdır. Eğer siyasi sadakat, parti, kadro ve fikirden ziyade bir aile etrafından örülüyor; iktidarın meşruiyeti de o minvalde tecessüm ediyorsa; o vakit karşımıza çıkan rejim biçimi, Anayasa’da cumhuriyet yazsa dahi, -tıpkı Azerbaycan’da olduğu gibi- fiilen bir monarşidir.
Belki de her şeyin “sözde” kaldığı bir dönemde bu gidişata şaşırmamak gerekir. Nasıl ki laikliğimiz “sözde” ise, demokrasimiz “sözde” ise; hukuk devletimiz, sosyal devletimiz, basın özgürlüğümüz, ifade özgürlüğümüz, seçme hakkımız, toplantı ve gösteri yürüşü hakkımız, parlamento denetimimiz, “Tevhid-i Tedrisat”ımız “sözde” ise; Cumhuriyet’in kendisinin de “sözde” bir forma indirgenmesi, bu bütünün içindeki en tutarlı halkadır. Dolayısıyla ortada -eskilerin deyimiyle- şâyân-ı hayret bir vaziyet mevcut değildir.
Artık bir yol ayrımının kıyısındayız. Her şeyin içinin boşaltıldığı; kavramların, kurumların ve ilkelerin yalnızca birer tabela gibi yerinde bırakıldığı, fakat içlerindeki ruhun sessizce çekilip alındığı bir dönemin içinden geçiyoruz. Cumhuriyet’i mümkün kılan “egemenliğin millete ait olduğu” fikri, giderek yerini sadakatle örülmüş bir aile düzenine bırakıyor. Siyasal alan, ortak bir kamusal müzakere zemini olmaktan çıkıp, bir ailenin devamlılığını önceleyen dar bir daireye indirgeniyor. En tehlikeli olan ise, bu dönüşüme sessizce rıza gösterilmesi; alışma hissinin, normalleşmenin, içimize sinsice yerleşmesi.
Regis Debray’ın altını çizdiği gibi “Cumhuriyet bir kader (predestination) değil, bir durumdur (situation). O, çaba ve uğraşla kazanılır ve eğer bunlar gösterilmezse kaybedilir.”³ Eğer onu yaşatmak istiyorsak, artık seyirci gibi değil, muhatap gibi konuşmak; izleyen değil, devam ettiren olmak zorundayız.
Belki de idrak etmemiz gereken en yalın hakikat şudur: Cumhuriyet kendiliğinden sürmez. Onu yaşatacak olan biziz.
¹ Sözcü. (2025, 18 Ekim). Bilal Erdoğan açtı, devlet protokolü izledi. Sözcü. https://www.sozcu.com.tr/bilal-erdogan-acti-devlet-protokolu-izledi-p248260
² Anadolu Ajansı. (19 Nisan 2025). Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan bölge barışının önemine vurgu yaptı. AA. https://www.aa.com.tr/tr/spor/dunya-etnospor-konfederasyonu-baskani-bilal-erdogan-bolge-barisinin-onemine-vurgu-yapti/3543321
³ Debray, Régis. “Cumhuriyetçi misiniz Demokrat mı?” Çev. Ahmet Arslan. Umran, no. 52 (Aralık 1998), Umran Ek, s. 8



















































































































